Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Gazali:

İmam-ı Gazali, (tan adı Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed).İslam âlimi. Batı dillerinde ismi Algazel`dir. Künyesi Ebu Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslam ve Zeyneddin dir. Gazali nisbesiyle meşhurdur. Müctehiddi. İctihadı, Şafii mezhebine uygun oldu. …
İmam-ı Gazali, (tan adı Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed).İslam âlimi. Batı dillerinde ismi Algazel`dir. Künyesi Ebu Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslam ve Zeyneddin dir. Gazali nisbesiyle meşhurdur. Müctehiddi. Müctehid Kur`an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin yüksek manasını anlayan ve anlamak için bütün gücüyle çalışan büyük İslam alimi. Müctehid, ictihad eden kimse demektir. İctihad, sözlükte gücü, kuvveti yettiği kadar zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. Dinde ictihaddan maksat, ayet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça anlaşılamayanları açıkça bildirilen diğer dini hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya, uğraşmak, çalışmak demektir (Bk
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İctihadı, bkz. İctihâd
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Şafii mezhebine uygun oldu.Hayatı
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İran ın Tus şehrinin Gazal kasabasında İran İslam Cumhuriyeti Asya nın batısında yer alan bir devlet. Kuzeyinde Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Hazar Denizi, doğusunda Afganistan ve Pakistan, batısında Türkiye ve Irak, güneyinde Basra ve Umman körfezleri bulunur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1058 (h.450) yılında doğdu. Babası fakir ve salih bir zattı. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı. Elinden geldiği kadar, onlara yardım ve iyilik eder ve hizmetlerinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatini dinleyince ağlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlat vermesini yalvararak isterdi. Babası yün eğirip, Tus şehrinde bir dükkanda satardı. Vefatının yaklaştığını anlayınca, oğlu Muhammed Gazali yi ve diğer oğlu Ahmed i hayır sahibi ve zamanın salihlerinden bir arkadaşına, bir miktar mal vererek vasiyet etti ve ona dedi ki:

“ Ben kendim, âlim bir kimse olamadım. Bu yolla kemale gelemedim. Maksadım, benim kaçırdığım kemal mertebelerinin, bu oğullarımda hasıl olması için yardım etmenizdir. Bıraktığım bütün para ve erzakı, onların tahsiline sarf edersin! “

Arkadaşı vasiyeti aynen yerine getirdi. Babasının bıraktığı para ve mal bitinceye kadar, onların yetişme ve olgunlaşmaları için çalıştı. Sonra onlara; Babanızın, sizin için bıraktığı parayı tahsil ve terbiyenize harcadım. Ben fakirim param yoktur. Size yardım edemeyeceğim. Sizin için en iyi çareyi, diğer ilim talebeleri gibi medreseye devam etmenizde görüyorum dedi. Bunun üzerine iki kardeş medreseye gittiler ve yüksek âlimlerden olmak saadetine kavuştular.İlim Düzeyiİmam-ı Gazali, çocukluğunda fıkıhtan bir miktarını kendi memleketinde okudu. Sonra
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Cürcan a gitti. İmam Ebu Nasr İsmaili den bir müddet ders aldı. Sonra Tus a döndü. Cürcan dan Tus a dönerken başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır:
as
“ Bir grup yol kesici karşımıza çıktı. Yanımda olan her şeyimi alıp gittiler. Arkalarından gidip kendilerine yalvardım. Ne olur işinize yaramayan ders notlarımı bana verin. Reisleri; Onlar nedir? Nasıl şeylerdir? diye sorunca; Onları öğrenmek için memleketimi terk ettim, gurbetlere gittim. Filan yerdeki birkaç tomar kağıtlardır dedim. Eşkıyaların reisi güldü; Sen o şeyi bildiğini nasıl iddia ediyorsun, biz onları senden alınca ilimsiz kalıyorsun dedi ve onları bana geri verdi. Sonra düşündüm, Allahü teâlâ, yol kesiciyi beni ikaz için o şekilde söyletti, dedim. Tus a gelince üç yıl bütün gayretimle çalışarak, Cürcan da tuttuğum notların hepsini ezberledim. O hâle gelmiştim ki, yol kesici önüme çıksa, hepsini alsa, bana zararı dokunmazdı. “

Memleketinde geçirdiği bu üç seneden sonra, öğrenimine devam etmek için o zamanın büyük bir ilim ve kültür merkezi olan Nişabur a gitti. Zamanın bilimadamlarından olan İmam-ül-Harameyn Ebu l-Meâli el-Cüveyni nin öğrencisi oldu. Üstün zekasını ve çalışkanlığını gören hocası ona yakın ilgi gösterdi. Burada Nişabur, Ù?Û?شابÙ?ر İran`ın kuzeydoğusunda bulunan Horasan eyaletinde bir şehir. Meşhed yakınlarında Binalud dağının eteklerinde verimli ve düz bir araziye yayılan şehir tarım ve ticaret yoluyla iran ekonomisine büyük katkı sağlar.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.usul-i hadis, usul-i fıkıh, bkz. Fıkıh usûlü
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.kelam, Birtakım kanıtlara başvurarak, temel dini hükümleri açıklayan, sistemleştiren ve savunan; İslam inancının ilkelerini akıl te­meline oturtmayı, açıklamayı amaçlayan di­siplin.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.mantık, hukuk ve Mantık doğru düşünmenin bilimidir. Doğru düşünmenin kurallarını koyan normatif bir bilimdir.

Mantık, düşüncenin doğru ve yanlış olduğunu ortaya koymakta yardımcı bir bilimdir. İnsanın doğru düşünmesini düzenlemeye çalışır. Bunun için birçok prensipler ve çeşitli araştırma usulleri tesbit edip kanun şekline koyar.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.münazara ilimlerini öğrendi. Ebu Hâmid er-Rezekani, Ebu l- Hüseyin el-Mervezi, Ebu Nasr el-İsmaili, Ebu Sehl el-Mervezi, Ebu Yusuf en-Nessâc gibi devrin büyük âlimleri belli başlı hocalarıdır.

Nişabur da öğrenimini tamamlayınca, büyük bir ilim ve edebiyat hâmisi olan Münazara, bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Selçuklu veziri üstün devlet adamı 1. Selçuklular : Türklerin Orta Asyadan Anadolu`ya göçleri sırasında kurdukları iki ayrı devletin adı.
2. Selçuklu, Konya : Konya`nın merkez ilçelerinden biri.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Nizamülmülk ün daveti üzerine Ebu Ali el-Hasan el-Tusi Nizam al-Mülk, (1018 – 14 Ekim 1092) Selçuklu Türklerinin ünlü veziri. Nizamülmülk adı zamanın halifesi tarafından verilmiştir. İran`ın Tus kasabasında doğmuştur.

Devlet hizmetindeki hayatı, babası ile beraber Gazne Devletinin Horasan valisi Ebü l-Fazıl Es-Suri nin hizmetinde bulunmakla başladı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Bağdat a gitti. Nizamülmülk ün topladığı ilim meclisinde bulunan zamanın bilimadamları, imam-ı Gazali`nin ilminin derinliğine ve meseleleri izah etmekteki üstün kabiliyetine hayran kaldıklarını itiraf ettiler. O zaman ortaya çıkan sapık fırkaların mensupları, onun yüksek ilmi ve en zor, en ince mevzuları en açık bir şekilde anlatması, hitabet ve izah etme kabiliyetinin yüksekliği, zekasının parlaklığı karşısında perişan oluyorlar ve tutunamıyorlardı.

Bu sırada otuz dört yaşında bulunan imam-ı Gazali`nin Bağdat Irak`ın başşehri. Nüfusu 4,5 milyon civarındadır. Mezopotamya çanağının ortasında, Dicle Irmağının iki yakası üzerinde ve Dicle`nin Fırat`a en çok (40 km) yaklaştığı noktada, geniş bir alüvyon ovası üzerinde yer alır. Bağdat`ta yazlar kuru ve çok sıcak, kışlar yumuşak ve serin geçer. Ortalama yağış yılda 130 mm dolayındadır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İslamiyet e yaptığı büyük hizmetleri gören Selçuklu veziri Nizamülmülk, şimdiki tabirle, onu Arapça `selem` kökünden alınmış olan İslam (Arapçası اÙ?إسÙ?اÙ?,), sözlükte, `itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak` vb. anlamlara gelen bir mastardır. İslam Hz. Muhammed (s.a.v)`e Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara Müslüman denir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Nizamiye Üniversitesi rektörlüğüne tayin etti. Bu üniversitenin başına geçen İmam-ı Gazali , üç yüz seçkin talebeye lüzumlu olan bütün ilimleri öğretti. Yetiştirdiği talebelerin had ve hesabı yoktu. Ebu Mansur Muhammed, Muhammed bin Esad et-Tusi, Ebu l-Hasan el-Belensi, Ebu Abdullah Cümert el-Hüseyni talebelerinin meşhurlarındandır. Bir taraftan da kıymetli kitaplar yazan imam-ı Gazali, ilim ehli, devlet adamları ve halk tarafından büyük bir muhabbet ve hürmet gördü. Şöhreti gün geçtikçe arttı. Nizamiye Üniversitesinde bulunduğu yıllarda, Kitabü l-Basit fil-Füru, Kitab-ül-Vesit, El-Veciz, Meahiz-ül-Hilâf adlı kitaplarını yazdı.

Gazali:

Farabi

Farabi 870-950 yılları arasında yaşamış olan İslam düşünürü. Sistemi Aristoteles mantığına dayanan akılcı bir metafizikten oluşan, Aristoteles`in sistemini Plotinos`un görüşleri yardımıyla, İslam inancı ile uzlaştırmaya çalisan Farabi, Tanrı`nın varoluşunu kanıtlarken, Aristoteles`in akılyürütme çizgisini takip etmiştir. Ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, değişmektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundadırlar. …
870-950 yılları arasında yaşamış olan İslam düşünürü. Sistemi Aristoteles mantığına dayanan akılcı bir metafizikten oluşan, Aristoteles`in sistemini Plotinos`un görüşleri yardımıyla, İslam inancı ile uzlaştırmaya çalisan Farabi, Tanrı`nın varoluşunu kanıtlarken, Aristoteles`in akılyürütme çizgisini takip etmiştir. Ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, değişmektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundadırlar. Bu ilk Hareket Ettirici ise, Tanrı`dır. Farabi, varlık anlayışında, mümkün ya da olumsal varlıklar adını verdiği nesneler ile Tanrı arasındaki farklılık ve ayrılığı, mümkün varlıkların Tanrı`dan, ilk varlıktan sudur ettiklerini söyleyerek açıklamaya ve temellendirmeye çalisir.

Farabi`ye göre, ilk varlık, Tanrı, varlık taşkını yoluyla evrendeki bütün varlık düzenini `doğal bir zorunlulukla` meydana getirir. Evren Tanrı`nın değerine hiçbir şey katmaz. Yetkin bir varlık olan Tanrı`nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tanrı`yla evren arasındaki ilişkiyi, evrenin Tanrı`dan sudur, türüm yoluyla ve zorunlulukla çiktigini söyleyerek açıklayan Farabi`ye göre, evren aynı zamanda Tanrı`nın sonsuz cömertliğinin bir sonucudur. Tanrı, Farabi`nin sisteminde herşeydir. Tanrı seven, sevilen ve sevgidir. O bilen, bilinen ve bilgidir. Tanrı herşey olduğuna ve hiçbir şeye ihtiyaç duymadığına göre, Farabi bu noktada, mümkün varlıkların varoluşları için, Tanrı`nın yalnızca kendisini konu alan bilme faaliyetine başvurur. Buna göre, yaratıklar, Tanrı`ya en yakın `akıllar` halinde Tanrı`dan çikip varlığa gelirler. Onun sudur, türüm anlayışına göre, Tanrı`nın kendi tözünü bilmesinden birinci akıl doğar; bu aklın Tanrı`yı bilmesinden ise, ikinci akıl türer. Böylelikle, ortaya sırasıyla 10 akıl çikar; onuncu akıl, etkin akıldır (aklı faal). Birinci aklın varlığı, Tanrı dolayısıyla zorunlu, ama kendi özünde mümkündür; ilk akıl, kendini bu niteliğiyle bildiği için, onun maddesinden birinci gök katı, formundan da (suretinden de) o gök katının ruhu sudur eder. Böylelikle on akıldan her birinin karşilığı olarak bir gök katı türer. Madde de Tanrı`dan sudur etmiştir. Belirsizlik demek olan madde, Tanrı`ya en uzak olan varlıktır.

Etkin Akıl insan ruhunun da nedenidir. İnsan anlayışında, Farabi insanın ruh ve bedenden meydana geldiğini söyler. Bedenin yetkinliği ruhtan, ruhun yetkinliği ise akıldan kaynaklanmaktadır. Ruhun başlıca görevleri eylem, anlama ve algılamadır. Ona göre, bitkisel, hayvani ve insani olmak üzere, üç tür ruh vardır. Bitkisel ruhun görevi, bireyin yetişme ve gelişmesi ile soyun sürdürülmesi, hayvansal ruhu görevi iyinin alınıp kötüden uzak durulması, insani ruhun görevi ise güzelin ve yararlının seçilmesidir. Farabi ahlak anlayışında, insanın akıl yoluyla iyi ve kötüyü ayırt edebileceğini savunur. İnsan için amaç mutluluk, en büyük erdem de bilgeliktir. Farabi`ye göre, en yüksek iyi olan mutluluk, etkin akıl ile birleşmek yoluyla gerçekleşir. Zira, insan kendisini anlamak için evreni anlamak, evreni anlamak için de evrenin amacını kavramak durumundadır. Evrenin esas ve en yüksek amacını anlamak, insan için gerçek mutluluktur.

İnsanın kendisini ve evrenin amacını anlamaya kalkışması ise, bilim ve felsefe yapmakla ilgili bir şeydir. İnsan aklının en yüksek düzeyde yetkinleşmesi, insan aklını Etkin Akıl`a yaklaştırır. Etkin akıl insan aklının yönelebileceği en yüksek hedeftir. Etkin akıl`a ulaşmak, bu dünyada Gerçek, Doğru, İyi ve Güzeli ortaya çikaran felsefe, bilim ve sanatla uğraşmak yoluyla olur. Böylelikle, insan ruhunu temizler, saflaştırır. İşte, bu, insan için ölümsüzlükle eşanlamlıdır. Bu yol Tanrı`ya yöneliş, Tanrı`ya varış yoludur. Bu ise, insan tadabileceği en yüksek mutluluktur. Farabi`ye göre, etkin akıl`a yönelmek durumunda olan şanslı insanlar filozoflar, bilim adamları, peygamber ya da gerçek yönetici ve sanatçılardır. Demek ki, doğrulara ulaşan filozof ve bilim adamı, iyilikler meydana getiren gerçek yönetici, güzellikler yaratan sanatçı, ona göre, birbirlerinden çok farklı olmayan insanlardır.

Filozof ve bilim adamı gerçeği ve doğruyu, bilimsel yöntemle tanır. Yani, o etkin akıl`a kendi yolundan giderek varır. Peygamber ve gerçek yönetici gerçeği ve doğruyu, vahiy yoluyla bilir. Yani, o da etkin akıl`a kendi yolundan giderek ulaşir. Farabi`nin bu düşüncesine göre, bilim, din ve felsefe, birbirlerini ortadan kaldırmak yerine, birbirlerini tamamlayan disiplinlerdir. Onlar yalnızca aynı gerçeğe ve doğruya, etkin akıl`a ulaşmanın farklı yollarıdırlar.

Farabi

Evliya çelebi

Kırk yılı aşkın süre Osmanlı ülkesini ve diğer ülkeleri dolaşarak yazmış olduğu eseri ile adeta bütünleşmiş olan Evliya Çelebi (1611-1684) 17. yüzyılın önde gelen gezginlerdendir. Seyahatnâme adlı eserinde verdiği bilgilere… …


Evliya Çelebi
Kırk yılı aşkın süre Osmanlı ülkesini ve diğer ülkeleri dolaşarak yazmış olduğu eseri ile adeta bütünleşmiş olan Evliya Çelebi (Osmanlılar ile ilgili olarak aşağıdaki başlıkları kullanarak bilgi alabilirsiniz.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1611-1611 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1684) 1684 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.17. yüzyılın önde gelen gezginlerdendir. 17. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Seyahatnâme adlı eserinde verdiği bilgilere göre, 1611`de bkz. Evliya Çelebi Seyahatnamesi
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İstanbul`un Unkapanı semtinde doğdu. Aslen İstanbul, Marmara Bölgesi`nde il ve Türkiye`nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye`nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç`i de çevreleyecek şekilde Türkiye`nin kuzeybatısında kurulmuştur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kütahyalı olan âilesi, fetihten sonra İstanbul`a yerleşmiştir. Babası Saray-ı Hümâyûn kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendidir. Devrin büyük imâmlarından Kütahya rengârenk çinileriyle, Türkiye nin çini atölyesi olarak bilinen, şifalı kaplıcaları ile meşhur, millî târihimizde müstesnâ bir yeri bulunan, Ege bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde yer alan il. 38o 70 ve 39o 80 kuzey enlemleri ile 29o 00 ve 30o 30 doğu boylamları arasında yer alır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Evliya Mehmed Efendiye çok hürmet duyduğu için oğlunun ismini Evliyâ koydu.

İlk tahsilini Evliya Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, evliyaullah da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryü
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Sıbyan Mektebi`nde yapan Evliyâ Çelebi, daha sonra bkz. Sıbyan Mektepleri
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Unkapanı`nda Fil Yokuşu`ndaki Hamid Efendi Medresesinde, yedi yıl eğitim gördü. Bu arada Sâdizâde Dârülkurrâ`sına giderek bkz. Unkapanı, Fatih
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kur`ân-ı kerîmi ezberledi. Babasından da zamânın güzel sanatlarından olan hat, nakış, tezhib öğrendi. 1635 yılında, teyzezâdesi Silahdâr Melek Ahmed Ağa vâsıtasıyla bkz. Kur`an
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Ayasofya Câmiinde
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Dördüncü Murad Hana takdim edilen Evliyâ Çelebi, yüksek seviyede devlet adamlarının, ilim erbâbının ve askerî şahsiyetlerin yetiştiği kaynakların en büyüklerinden biri olan
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Enderun Mektebine alındı. Burada dört yıl kaldıktan sonra 40 bkz. Enderûn
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.akçeyle sipâhî zümresine katıldı.

Evliyâ Çelebi, genç yaşta (
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1630`larda) seyâhat etmek, yeryüzünde yaşayan çeşitli toplulukları, kurulan medeniyetleri, mîmârî eserleri tanımak arzusuna düştü. Buna, içinde yaşadığı çevrenin büyük ölçüde sebep teşkil ettiği görülmektedir. Babasının 1630 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kanunî Sultan Süleyman Han devrinden kalma, güngörmüş bir kişi olması, hepsi hoş-sohbet kimseler olan babasının arkadaşlarının anlattığı şeyler, zâten insanları, yeryüzünü tanımaya meraklı olan Evliyâ Çelebi`yi gezip görmeye, tanımaya daha da heveslendirdi.

Bir süre bu fikri nasıl gerçekleştirebileceğini düşündüğünü: `Peder ve mâder (anne) ve üstad ve birâder kahırlarından nice halâs olup, cihânkeş olurum.` sözleriyle belirten Evliyâ Çelebi, Osmanlı Devleti`nin onuncu sultanı ve İslam halîfelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanûnî lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Aşure Gecesi, rüyâsında, Yemiş İskelesindeki Ahi Çelebi Câmiinde kalabalık bir cemâat arasında Peygamber Efendimiz`i (sallallahü aleyhi ve sellem) görmüş, huzûruna varınca; `Şefâat yâ Resûlallah!` diyecekken, heyacanla; `Seyâhat yâ Resûlallah!` demiştir. Peygamber efendimiz de tebessüm buyurup, bu gence hem şefâatini müjdelemiş, hem de seyâhati ihsân etmiş, orada bulunan Sa`d bin Ebî Vakkas (radıyallahü anh) da gezdiği yerleri ve gördüklerini yazmasını tavsiye etmiştir.

Uykudan uyanınca ilk iş olarak, rüyâsını zamânın meşhur yorumcularından, Kâsım Paşa
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah Dede`ye anlatır. Dede, bu parlak rüyâyı güzelce yorumladıktan sonra; `İptidâ, bizim İstanbul`cağızı tahrir eyle` tavsiyesinde bulunur. Evliyâ Çelebi`nin ilk faaliyeti olan İstanbul gezileri netîcesinde başlıbaşına bir İstanbul târihi sayılabilecek Seyâhatnâme`nin birinci cildi meydana gelmiştir. Ancak, babası, Evliyâ Çelebi`nin taşraya çıkmasına uzun zaman karşı koyup, izin vermemiştir. Fakat 1640`ta, eski dostu Okçuzâde Ahmed Çelebi ile gizlice Mevlevilerin, tarikat kurallarına göre, toplandıkları yer. içinde özel bölümleri, tören yerleri, Mevlevi töresine göre özel odaları bulunan bina.

İçinde matbah (mutfak), çilehane, misafirhane, semahane (dönülen, sema edilen yer), meydan, mutribhane, hücre (küçük oda, bin bir gün süren çileyi doldurduktan sonra «dede» olan dervişe ayrılan yer) gibi özel bölümler vardı. Mevlevihaneler, başlarında bütün yetkileri elinde bulunduran şeyhlerin yönetimindeydi.

Mevlevi tarikatının benimsendiği her
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Bursa`ya giden Evliyâ Çelebi`nin bu yolculuğu bir ay sürer. Dönüşünde artık oğlunu tutamayacağını anlayan babası, seyâhate çıkmasına izin verir. Bursa Osmanlı Devletinin bir ara başkentliğini yapan, evliyalar diyarı, tarihî abideler şehri, tabiî güzellikleri ve binlerce senedir bilinen şifalı kaplıcaları ile dünyaca isim yapan il.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Türk İslam edebiyatının, dünyâca tanınmış bir şahsiyeti böylece doğar.

İstanbul`da dört yıl kaldıktan sonra, Yûsuf Paşa ile
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Hanya Seferine katılan Evliyâ Çelebi, sonra tekrar İstanbul`a döndü. Ertesi yıl (
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1647`de) Defterdârzâde Mehmed Paşa ile 1647 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Erzurum`a gitti ve bu arada Tiflis ile Erzurum Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan il, Erzincan, Gümüşhane, Muş, Bingöl, Ağrı ve Kars ile komşudur. İsminin kökeniErzurum Azzi , Erzen (Darı), Arze ve bilhassa Müslüman Arapların Erzenu r Rûm (Erzen-i Rûm) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve târihî bir şehirden gelir. Türkler Erzurum ismini vermişlerdir. Trafik numarası 25 tir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Bakü`yü gezdi. Defterdârzâde`nin Şuşik Beyi üzerine yaptığı sefere de katılan Çelebi, Bakü Azerbaycan`ın başkenti. Nüfusu 1.700.000`in üzerindedir. Apşeron Yarımadasının güney kıyısında, Bakü Körfezinin meydana getirdiği geniş yayın üzerinde bulunur. Bakü Körfezi, Hazar Denizinin en muhafazalı limanıdır. Apşeron Yarımadası da kuzeyden esen güçlü Hazri rüzgarlarına karşı körfezi korur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Azerbaycan ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sovyetler Birliği`nin dağılması üzerine Kafkas Dağları`nın Hazar Denizine bakan güneydoğu eteklerinde kurulan ülkelerden biri. Batısında Ermenistan, kuzeybatısında Gürcistan, güneyinde İran, doğusunda Hazar Denizi yer alırTarihiAzerbaycan, tarih sahnesinde M.Ö. 6. asırdan itibaren görülmeye başlar. Jeopolitik durumu itibariyle, devamlı istilalara uğramış ve çeşitli devletlerin hakimiyeti altında kalmıştır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Gürcistan`ı da görmek fırsatını buldu. Gürcistan Seferinde bulunduktan sonra 1647 kışını Erzurum`da geçirdi. Bu sırada devlet, Vardar Gürcistan (Gürcüce: á?¡á?á?¥á?á? á??á??á??á??á?/Sakartvelo; Gürcüstan olarak da yazılır), Karadeniz in doğu kıyısında, Güney Kafkasya da yer alır. Tam adı Gürcistan Cumuhuriyeti dir. Eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olan Gürcüstan ın kuzeyinde Rusya, güneyinde Azerbaycan, Ermenistan ve güneybatısında Türkiye yer alır. Ülkenin batı sınırını Karadeniz belirler.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Ali Paşa isyânına karşı gerekli işlerle uğraşırken, Âlî Paşa Islahat Fermanı nı hazırlayan ve yürürlüğe koyan Osmanlı sadrazamı. 1815 senesinde İstanbul da doğdu. Babası Mısır çarşısında attarlık ve kapıcılık yapardı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Anadolu`daki paşalarla anlaşmaya çalışan Defterdârzâde, Evliyâ Çelebi`yi kuvvet toplamak ve mektup getirip-götürmekle görevlendirdi.

Anadolu kelimesi Yunanca güneşin doğduğu yer anlamına gelen Anatoli dan doğmuştur. Romalılar, kendi topraklarına göre doğuda kaldığından buraya doğu toprağı anlamında Thema Anadolia demişlerdir. Anadolu isminin bir bölge adı olması ise Selçukluların Anadoluya gelmesiyle başladı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1650`de Melek Ahmed Paşanın sadrâzam olması üzerine, Evliyâ Çelebi`nin eline pekçok yeri gezme fırsatı geçti. Celalileri cezâlandırmak üzere ordu ile Söğüt yöresine gitti. Sadrâzam, Özi Beylerbeyliğine tâyin olununca, Evliyâ Çelebi`nin de ilk Rumeli seyâhati başladı ( 23 Ağustos 1651-Haziran sonları 1653). Seyâhate, bâzan Melek Ahmed Paşa ile bazen de yalnız çıktı. Rusçuk`tan İstanbul`a mektup getirip-götürdü. Silistre`ye gitti. Özi eyâletinin kasaba ve köylerini dolaştı. Baba dağı köylerinde gördüklerini yazdı. Sofya`da bulundu.

Vasvar Antlaşmasından sonra elçi olan Kara Mehmed Paşanın maiyetinde Viyana`ya gitti. 1668`de ise İstanbul`dan çıkıp kara yolu ile Batı Trakya, Makedonya ve Teselya`yı gezdi. Mora sâhillerine ve oradan da Kandiye`nin fethinde bulunmak üzere Girit Adasına geçti. Mayna İsyânı üzerine tekrar Mora`ya dönüp, Adriya sâhillerini dolaştı. Senelerce at üzerinde seyâhat etmesi, cirit oynaması, iyi silâh kullanması, Evliyâ Çelebi`nin çevik ve sıhhatli bir yapıya sâhib olduğunu göstermektedir. Evlenmediği, çocuğu olmadığı bilinmektedir. Zengin ve köklü bir âileye mensup olup, gezi gâyesiyle gittiği çeşitli yerlerde vazîfeler almış, katıldığı pek çok savaştan aldığı ganîmetler, verilen hediyeler ve gezdiği yerlerde yaptığı ticâretten elde ettiği para ile rahat bir hayat sürmüştür. Ölüm târihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1682 olduğu tahmin edilmektedir.

Evliyâ Çelebi, gerek pâdişahlar ve gerekse diğer ileri gelen devlet erkânıyla, yakın ahbaplıklar kurmuş olmasına rağmen, hiçbir makam-mevki hırsına kapılmadığı görülüyor. O, ömrünü, gezip-görmeye, yeni insanlar ve beldeler tanımaya, onlar hakkında bilgiler edinmeye adamıştır. Seyâhat hâtırı için pek çok kimseyle, maiyetinde bulunduğu kişilerle hoş geçinmek gibi zor bir işin üstesinden gelen Çelebi, uysal yaradılışlı, zekâsı, nüktedânlığı ve kültürü sâyesinde meclislerin neşesi olan, her yerde aranan pek sevimli bir zâttı. Bütün sâmimiliğine ve hoşgörüsüne rağmen, gördüğü uygunsuzlukları, açık veya kapalı bir dille tenkid etmekten çekinmedi.

Evliyâ Çelebi`nin kendinden sonrakilere, bilhassa târih ve coğrafya alanında büyük hazîne olarak bıraktığı Seyâhatnâme`nin aslı on cilttir. İstanbul Kütüphânelerinde beş ayrı yazma nüshası vardır. Dil bakımından dikkat çeken eserin imlâsında tutarsızlık görülür. Bu tutarsızlık, her memleketin ağzına göre kaleme alınmasından ileri gelmektedir. Eser bu açıdan ele alınınca büyük bir diyalektik malzeme olarak ortaya çıkar.

Eserin birinci cildinde İstanbul`un târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul`daki mübârek makamlar, câmiler, Sultan Süleyman Kânunnâmesi, Anadolu ve Rumeli`nin mülkî taksimâtı, çeşitli kimselerin yaptırdığı câmi, medrese, mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray, sebilhane, hamamlar… Fatih Sultan Mehmed zamânından îtibâren yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnâfı ve sanatkârları yer almaktadır.

İkinci ciltte Mudanya ve Bursa, Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul`un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa`nın âlimleri, vezirleri ve şâirleri, Trabzon ve havâlisi, Gürcistan dolayları; üçüncü ciltte Üsküdar`dan Şam`a kadar yol boyunca bütün şehir ve kasabalar, Niğbolu, Silistre, Filibe, Edirne, Sofya ve Şumnu şehirleri hakkında geniş bilgiler; dördüncü ciltte İstanbul`dan Van`a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, Evliyâ Çelebi`nin elçi olarak İran`a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler; beşinci ciltte Tokat sonra Rumeli, Sarıkamış`tan Avrupa`ya kadar çeşitli ülke ve eyâletler; altıncı ciltte Macaristan ve Almanya; yedinci ciltte Avusturya, Kırım, Dağıstan, Çerkezistan, Kıpçak diyârı; Ejderhan ve havalisi; sekizinci ciltte Kırım ve Girit olayları, Selanik ve Rumeli`deki hâdiseler; dokuzuncu ciltte İstanbul`dan Mekke ve Medîne`ye kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, evliyâ menkıbeleri ile Mekke ve Medîne hakkında geniş bilgiler; onuncu ciltte ise Mısır ve havâlisi yer almaktadır.

Seyâhatnâme ilk olarak 1848`de Kahire Bulak Matbaasında Müntehâbât-ı Evliyâ Çelebi adıyla yayınlanmıştır. İkdam Gazetesi sâhibi Ahmed Cevdet Bey ile Necib Âsım Bey, Pertev Paşa Kütüphânesindeki nüshayı esas alarak 1896 senesinde İstanbul`da basmaya başladılar. 1902 senesine kadar ancak ilk altı cildi yayınlanabilmiştir. Yedinci ve sekizinci ciltleri 1928`de Türk Tarih Encümeni, dokuz ve onuncu ciltleri ise 1938`de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Daha sonraları ise eser ya kısaltılarak veya seçmeler yapılarak çeşitli araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır.

Evliya Çelebi`nin on ciltlik Seyahatnâme`si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.

Evliya çelebi

Mimar Sinan

Mimar Sinan 1489 – 1588 yılları arasında yaşamış olan dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri`nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588`de İstanbul`da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi`nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) pa …
Mimar Sinan ( 15 Nisan 15 Nisan Gregorian Takvimine göre yılın 105. günüdür. Sonraki sene için 260 gün var (Artık yıllarda 261)
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1489 – 1489 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.17 Temmuz 17 Temmuz Gregorian Takvimine göre yılın 198. günüdür. Sonraki sene için 167 (Artık yıllarda 168) gün var
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1588) Büyük 1588 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Osmanlı mimarı.

Osmanlılar ile ilgili olarak aşağıdaki başlıkları kullanarak bilgi alabilirsiniz.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kayseri nin Kayseri İç Anadolu Bölgesi`nin orta Kızılırmak bölümünde, Erciyes Dağının eteklerinde modern bir il. Kuzey ve kuzeybatıda Yozgat, Kuzey ve kuzeydoğuda Sivas, doğuda Kahramanmaraş, güneyde Adana, güneybatıda Niğde, batıda ise Nevşehir illeriyle çevrilidir. 34°56` ve 36°59` doğu boylamları ile 37° 45` ve 38° 18` kuzey enlemleri arasında yer alır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Ağırnas köyünde doğdu. Ağırnas Mimar Sinan`nın doğduğu, Kayseri|Kayseri`de bir kasabadır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1511`de 1511 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid`in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya`da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İstanbul a geldi. Üç sene sonra mimar olarak İstanbul, Marmara Bölgesi`nde il ve Türkiye`nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye`nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç`i de çevreleyecek şekilde Türkiye`nin kuzeybatısında kurulmuştur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yavuz Sultan Selim`in Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid`in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya`da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Mısır seferine katıldı. Mısır (“Arapça“: Mısr/Masr, Ù?صر) adıyla bilinen Mısır Arap Cumhuriyeti (“Arapça“: Gumhûriyet Masr`al Arabiye, جÙ?Ù?Ù?رÙ?Ø© Ù?صر اÙ?عربÙ?Ø©) Kuzey Afrika`nın en kalabalık ülkesidir. Nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri boyunca yerleşmiştir. Mısır, Kuzeydoğu Afrika`da yer alan, Kuzeyden Akdeniz ve doğudan Kızıldeniz`le kuşatılmış ve Sina Yarımadası ile Asya kıtasına
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1521 yılında 1521 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kanuni Sultan Süleyman ın Kanunî Sultan Süleyman Osmanlı Devleti`nin onuncu sultanı ve İslam halifelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanûnî lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler. Sultan Süleyman Osmanlı hanedanı içinde en uzun süre tahtta kalan padişahtır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Belgrad Seferine Belgrad Sırbistan`ın başkenti. Tuna ve Sava Irmaklarının birleştiği ve Avrupa`yı Balkanlara bağlayan üç önemli tarihi yolun kesiştiği noktada yer alır. Şehir her iki ırmağın sağ kıyısındaki tepelerde, Kalemegdan Burnunda yer alan hisar ile limanın birleştiği yerde gelişti. Sırbistan`ın bir sınır şehri olan Belgrad`ın tarihini, askeri sahada oynadığı rol tayin etmiştir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yeniçeri olarak katıldı. 1522 de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, Yeniçeri, Osmanlı Devleti`nde askeri bir sınıftır. Yeniçeriler, Padişah`a bağlı Kapıkulu Ocakları`nın piyade kısmıdır. Yeniçeriler, Osmanlı Devleti`nin sınırlarının genişlemesi ile alınan çocukların küçüklükten alınarak yetiştirilmesi ile oluşturulur. Devletin ilk yüzyıllarında yararlı olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi. Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından kaldırıldı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1526 Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi. 1526 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kayseri`nin Ağırnas köyünde doğdu, Kayseri İç Anadolu Bölgesi`nin orta Kızılırmak bölümünde, Erciyes Dağının eteklerinde modern bir il. Kuzey ve kuzeybatıda Yozgat, Kuzey ve kuzeydoğuda Sivas, doğuda Kahramanmaraş, güneyde Adana, güneybatıda Niğde, batıda ise Nevşehir illeriyle çevrilidir. 34°56` ve 36°59` doğu boylamları ile 37° 45` ve 38° 18` kuzey enlemleri arasında yer alır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.17 Temmuz 17 Temmuz Gregorian Takvimine göre yılın 198. günüdür. Sonraki sene için 167 (Artık yıllarda 168) gün var
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1588`de 1588 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İstanbul`da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi`nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, İstanbul, Marmara Bölgesi`nde il ve Türkiye`nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye`nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç`i de çevreleyecek şekilde Türkiye`nin kuzeybatısında kurulmuştur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli`de olduğu gibi Anadolu`dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512`de devşirilerek İstanbul`a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı`na verildi, 1514`te Çaldıran Savaşı`nda Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid`in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya`da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1516-1516 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul`a dönünce 1520 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yeniçeri Ocağı`na alındı.

Yeniçeri, Hıristiyan çocuklarından devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. I. Murat`ın veziri Çandar Hayrettin Paşa`nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Acemi Oğlanı denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyordu. Orada Türkçe öğreniyor, İslam dininin, Türk örf ve adetlerine göre yetiştiriliyordu. Devşirilir devşirilmez sünnet edilip, kendilerine bir müslüman ad
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.I. Süleyman (Kanuni) döneminde Osmanlı Devleti`nin onuncu sultanı ve İslam halîfelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanûnî lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1521`de 1521 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Belgrad, Belgrad Sırbistan`ın başkenti. Tuna ve Sava Irmaklarının birleştiği ve Avrupa`yı Balkanlara bağlayan üç önemli tarihi yolun kesiştiği noktada yer alır. Şehir her iki ırmağın sağ kıyısındaki tepelerde, Kalemegdan Burnunda yer alan hisar ile limanın birleştiği yerde gelişti. Sırbistan`ın bir sınır şehri olan Belgrad`ın tarihini, askeri sahada oynadığı rol tayin etmiştir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1522`de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1522 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1526`da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (baş teknisyen) oldu. 1529`da Viyana, 1529- 1532 arasında Alman, 1532- 1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü`nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536`da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538`de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali`nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı) oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü.

Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu`nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır. I. Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murad olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Etkisi ölümünden sonra da sürmüş, her dönemde saygınlığını korumuştur. Atatürk ona ilişkin bilimsel araştırmaların başlatılmasını, onun bir heykelinin yapılmasını istemiştir. 1982`de İstanbul`daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi çekirdek olmak üzere oluşturulan yeni üniversiteye onun adı verilmiştir. Sinan`ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da, dülgerliği Acemi Oğlanlar Ocağı`nda öğrendiği sanılmaktadır. Acemi Oğlanlar, başka işlerin yanı sıra yapı işlerinde de görevlendirilirlerdi.

Sinan daha sonra ordunun yapı gereksinimini karşılayan birimlerinde görev almış, buradaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Gerek ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, gerek orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan`ın eğitiminin parçası olmuştur. Çeşitli kaynaklara göre Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam olmak üzere sayılamayanlarla birlikte üç yüz elliyi aşkın yapı gerçekleştirmiştir.

Elli yıla yakın bir süre!Osmanlı İmparatorluğu`nun mimarbaşılığını yapmış olmasına karşın, bunların hepsini onun tasarlayıp uygulamış olduğunu söylemek güçtür. Çoğunluğu İstanbul`da olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış bulunan bu yapıların bir bölümünü öğrencileri ya da ona bağlı mimarlar örgütü yapmış olmalıdır. Bunların arasında onarımlar da vardır. Bu tür sayılar Sinan`a gösterilen saygıyı ortaya koyar. Onun asıl önemi, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığını `klasik` olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır.

Sinan mimarbaşılığından önce de askeri amaçlı olmayan yapılar tasarlamış ve uygulamış olmalıdır. Ama ilk önemli yapıtı İstanbul`da ki Şehzade (Mehmed) Camii`dir. Kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu cami, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülüdür. Dış görünüşlerin kitlesel etkisi azaltılmış, içerde ise daha aydınlık bir mekân oluşturma yoluna gidilmiştir. Onu izleyen Üsküdar`daki Mihrimah Sultan Camii`nde ise yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekân araştırılmıştır. Osmanlı-Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri Süleymaniye Camii ve Külliyesi`dir. Sinan kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı bu yapıda İstanbul`daki Bayezid Camii`nde kullanılan taşıyıcı sistemi yinelenmiş, dört ayak üstüne oturan kubbeyi giriş-mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

Bu, Ayasofya ile ortaya atılan strüktür sorunun, onun tarafından bir kez daha ele alınışıdır. Süleymaniye, darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan`ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenlemedir ve Türkler`in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneğidir. Kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Yapı bu düzenden gelen bir dinginlikle, İstanbul`un Haliç`e bakan tepelerinden birinde yer alır. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu Süleymaniye, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alınmıştır. Yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş olması Sinan`ın mimarlıkta olduğu kadar örgütleme alanındaki dehasını da ortaya koyar. Yapının yapıldığı döneme ışık tutan muhasebe defterleri de günümüze kalmıştır. Sinan yapı ile çatı örtüsü için en yetkin taşıyıcı sistemi, en yetkin biçimi bulmak yolunda deneyler yapmış, hatta zaman zaman geçmişte kullanıp sonra terkedilen yöntemleri yineleyerek bunların nasıl ileri götürülebileceğini araştırmıştır. Kimi zaman bu tür deneyleri birbirine koşut olarak sürdüğü de görülür.

İstanbul`daki Sinan Paşa Camii gibi kimi yapıları, kubbeyi altıgen bir plana oturtmayı denemesiyle Edirne`deki Üç Şerefeli Cami`yi anımsatır. Edirnekapı`daki Mihrimah Sultan Camii`nde olduğu gibi ana mekânı tek bir kubbeyle örten camileri, erken Osmanlı dönemi camilerini düşündürür. Denemelerinin en ilginçlerinden biri gene İstanbul`daki Piyale Paşa Camii`dir. Burada kökenleri erken Osmanlı döneminden de önceye giden ve yapıyı çok sayıda küçük kubbe ile örten çok ayaklı cami şemasını ele almıştır. Bütün bu deneyler onu başyapıtlarından birine, Edirne`deki Selimiye Camii`ne götürdükleri için önemlidir.

Sinan ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu camide daha önce İstanbul`daki Rüstem Paşa Camii`nde çözmeye çalıştığı bir sorunu, yani kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma düşüncesini uygulamıştır. Böylece, taşıyıcı ayaklar incelmekte, yükleri ileten öğelerin küçülmesiyle de kubbe, yapıdaki en önemli mekân belirleyici öğe durumuna gelmektedir. Sinan burada 31 m`yi geçen çapıyla en büyük kubbesini gerçekleştirmiştir. Külliye`nin öteki yapıları camiye göre arka planda tutulmuştur. Selimiye, strüktüründen mekân oluşumuna, oranlarından süslemelerine kadar Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıttır.

Sinan, öteki yapıtlarında da araştırıcılığını sürdürmüştür. Türbeleri buna örnektir. Şehzade Mehmet Türbesi`nde dilimli kubbe kullanmış, alışılmadık ölçüde süslü bir yüz düzenlemesine gitmiştir. Kanuni Süleyman Türbesi`nde de iç mekân ile dış görünüş arasında bir denge kurmak amacıyla örtü olarak, Osmanlı-Türk mimarlık geleneğinde çok sık kullanılmayan çift yüzlü kubbeyi seçmiş, iç kubbeyi yapının içindeki ayaklara, dış kubbeyi de dış duvarlara taşıtmıştır. II. Selim Türbesi`nde ise geleneksel altı ya da sekizgen plan yerine, yapı öğeleri arasında karşıtlık yaratan, köşelerin kesik kare planını seçmiştir. Sinan`ın, denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü gözlenir. Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştırmıştır.

Yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmamış, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelmiş, böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilmiştir. Sinan`ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle `ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı` diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

Sinan`ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul`un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km`yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir. Süleymaniye Külliye`sine 53 milyon akçe harcanırken Kıkçeşme yapılarına 43 milyon akçe harcanmış olması da zamanında bunlara verilen önemin bir başka göstergesi olmaktadır.

Sinan, köprülerini de en az öteki yapıtları kadar önemsemiş, toplam uzunluğu 635,5 m`yi bulan Büyükçekmece Köprüsü ile sağlam olduğu kadar güzel de olan bir yapıt diye övünmüştür. En geniş açıklığı örtecek kubbeyi, en ince ve uzun minareyi araştırmak, böyle bir minaredeki şerefelere birbirleriyle kesişmeyen üç merdivenle çıkmayı denemek, bu mühendislik dehasının yaratıcılığını ortaya koyan örneklerdir. Mimarlık, kimi zaman, içinden çıktığı toplumun genel yapısıyla uyum içinde olan bir bütünlüğe erişir. Bu, kendi gününün gereksinmelerini kendi olanaklarıyla karşılayan, ama geçmişin deneyim ve anılarını da içeren bir bireşimdir.

Yapı gereçleri, yapım yöntemleri, elde edilen biçimlerle ve onlar da yerel-iklimsel koşullarla uyum içindedirler. Bunları birbirlerinden ve içinde bulundukları toplumsal koşullardan soyutlamak olanaksızdır. Ortaya çıkan biçimler toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüşür. Toplumu neredeyse yapılarıyla özdeşleştirmek olasıdır. Bu yalnız belli bir yere ve çağa özgü, başka bir benzeri olmayan bir mimarlık demektir. İşte Mimar Sinan böyle bir süreç içinde yer almaktadır. Tek tek yapıtlarından çok, mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir bireşime götürme yolundaki çalışmalarıyla önem taşır.

Osmanlı-Türk mimarlığı onunla birlikte bireşim sürecini tamamlamış, arayış aşamasından klasik dönemine geçmiştir. Bu geçiş, biçim olarak kubbeyi, düzenleme ilkesi olarak da merkezi planlı yapıyı anıtsal bir mimarlığın en önemli öğesi olan kubbeyi ve ona bağlı taşıyıcılar sistemini en yalın ve açık biçimde kullanıp onu anıtsal mimarlık düzenlemelerinin çekirdeği durumuna getirmek Osmanlı-Türk mimarlığının dünya mimarlığına bir katkısıdır. Böylece hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde olan, Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı-Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkmıştır.

Bu, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkilemiş, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici olmuştur.

Mimar Sinan