Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Şeytanla değil, onun vazgeçirmek istediğiyle meşgul ol!

Şeytanla değil, onun vazgeçirmek istediğiyle meşgul ol!

Bayezid-i Bestami, bir sabah namazına kalkamaz. Ama kalkamadığı bir sabah namazından sonra bin rekât namaz kaza eder. Böylece bir vakit kaybına bin rekâtla karşılık verir. Sonra bir sabah yine uykudayken şeytan seslenir:

- Ey Bayezid, çabuk kalk! Yoksa namazın kazaya kalacak! Bayezid uyanınca şeytana sorar:

- Ne için beni namaza kaldırdın, senin böyle hayırlı işin olmazdı?

Şöyle cevap verir:

- Geçenlerde bir namazına kalkmana mani oldum, bin rekâtla karşılık verdin. Bir daha mani olursam yine bin rekâtla karşılık verir, beni yine mağlup edersin diye korktuğumdan dolayı namaza kaldırdım.

Demek ki şeytanın mani olmak istediğine daha çok sarılır, sebat ederseniz, sizinle uğraşmaktan ümitlerini keserek vazgeçecekler, daha fazlasını yaptırmamak için.

Şeytanla değil, onun vazgeçirmek istediğiyle meşgul ol!

SÖYLE EY NEFİS!

SÖYLE EY NEFİS!

Şam yakınlarında Mute de, hicretin sekizinci yılında, on bin kişilik İslam ordusu ile yüzbin kişilik haçlı ordusu karşı karşıya gelirler. Savaş başlamıştı ve şiddetli bir şekilde devam ediyordu.

Abdullah bin Revaha (R.A) yaralıydı, arkadaşı Cafer in (R.A) şehid edildiğini öğrenince bulunduğu yerden ayağa kalktı, atına bindi ve tekrar çarpışmaya başladı. Dışarıdaki düşmanların yanı sıra içinde ki düşmanla da aynı anda savaş ediyordu. İçinde ki düşman bir ara ona;

Dön geri… Dünyayı sen mi düzelteceksin? Bak arkadaşlarının öldüğü gibi birazdan sende öleceksin. Oysa Medine de seni ömür boyu mutlu edecek hurma bahçelerin var. Bununla birlikte seni bekleyen bir ailen var. Sana hizmet eden kölelerin var…

Abdullah bin Revaha (R.A), içindeki düşmanı şöyle diyerek mağlup etti.

Eşini mi düşünüyonsun? O zaman bil ki; ben onu boşadım. Artık onu düşünemezsin. Köleler mi? Haberin olsun ben onların hepsini azat ettim. Medine de bulunan bağ ve hurmalıklara gelince, onların hepsini Resul-ü Ekrem e hediye ettim. SÖYLE EY NEFİS! BAŞKA DİYECEĞİN BİR ŞEY KALDI MI?

SÖYLE EY NEFİS!

CİMRİ ZENGİNİN PİŞMANLIĞI

CİMRİ ZENGİNİN PİŞMANLIĞI

Çocuklarına ekmek alacak parası kalmayan fakir baba, yakınlarındaki zengin komşusuna gider, durumunu anlatarak:
Ciddî sıkıntı içindeyim, bana yardım eder misiniz? der.

Yardım sözünü duyan zengin birden rahatsızlanmış gibi yüzünü buruşturup, çehresini ekşiterek:

  Sorma kardeşim, bugünlerde işler kesat gidiyor, fazla kâr edemiyorum, maalesef yardım edemeyeceğim, cevabını verir.

Çocukları aç bekleyen baba, çaresiz kalkıp gider. Bu defa tanıdığı bir fakir dostuna varır:

Birader, senin durumunu da biliyorum, ama mec¬bur kaldığım için geldim, çocuklar bütün gün aç beklediler, bir tek ekmek alacak kadar olsun para bulamadım, der.

Kendisi de muhtaç olan bu fakir dost, hemen ayağa kalkar, öbür odaya gider, çekmecede bulunan parasını kavradığı gibi alıp getirir dostunun eline uzatır

Aziz kardeşim, Allah kimseyi sıkıntı içine düşürmesin, ben çoluk çocuğun aç kalmasının ne demek olduğunu çok iyi bilirim, biz büyükler çöp tenekesinden de olsa ekmek bulur yeriz ama çocuklar bunu anlamazlar. Sen hemen evine git ve çocuklarına gereken ekmek ve katığı da yoldaki bakkaldan alıp, yavrularına ulaştır, der.

Sıkıntı içinde bunalmış olan baba eline geçen bu parayla dünyanın en zengin adamı olduğu hissine girerek hemen bakkala koşar, ekmek ve katık olarak da kucak dolusu yiyecekle eve gelir.
Bekleşen çocuklar, babalarını bayram havasıyla karşılarlar. Karınlan doyunca da birer köşede uykuya dalarlar.

Çocukları seyrederken derin bir nefes alan baba da, sıkıntısını atmış olarak uykuya dalar.

Beri tarafta zengin adam, o gece uykusunda enteresan bir rüya görür.
Rüyasında gökyüzünde herkesin hayranlıkla seyrettiği iki tane köşk görür.
Yıldızlarla süslenmiş köşkün birinden diğerine uçan melekler, kanatlarında köşkün sakinlerini götürüp getirirler.
Zengin sorar:
Bu köşkü satın almak isterim, kimindir acaba? Cevap verirler:

Bu köşkün ikisi de falan mahalledeki fakir adamındır.
Sıkıntı içinde kalan bir baba kendisine gelmiş, ço¬cuklarının karnını doyuracak kadar olsun bir yardımda bulunmasını istemiş.
O da çekmecesindeki son parasını vermiş, hemen gidip çocuklarına yiyecek almasını te`min etmiş.
Onun bu yardımı Allah`ın hoşuna gittiğinden dolayı bu iki Cennet köşkünü ona verdi.

Heyecanla uyanan zengin sabahı iple çeker, hemen gidip yoksul adamı bulur ve teklifini yapar:

Dün sana gelen yoksul babaya ne verdiysen iki mislini vereyim de o yardımı ben yapmış olayım olur mu?

Yoksul adam, cimri zenginin yüzüne dikkatle bakar ve şöyle cevap verir:

Olmaz! Çünkü senin gördüğün rüyayı Allah bana da gösterdi. Ve iyi kalbli yoksul adam şunu da söyler:

Hem senin vereceğin bu parayı alsam bile, sen o köşkü alamazsın.

Neden? Sen aldın ya?

Ben o yardımı yaparken sırf Allah rızası için yaptım. Sen ise bu parayı bana Allah için değil, rüyada gördüğün köşke sahip olmak için vereceksin. Anladın mı şimdi aradaki farkı?

Keşke, der, böyle cimri zengin olacağıma, senin gibi iyi kalbli dindar, kanaatkar biri olsaydım da o köşklere ben sahip olsaydım. 

CİMRİ ZENGİNİN PİŞMANLIĞI

Başka Kapı mı Var ki Oraya Gideyim ?

Başka Kapı mı Var ki Oraya Gideyim ?

Allah`ın (cc) veli kullarından biri,
senelerce Rabb`e kullukta bulunur.
Nice müritler yetiştirir.
Yetiştirdiği her müridin bir gün gelir ki gözünden perde açılır ve şeyhinin durumunu müşahede eder.
Ne acıdır ki Levh-i Mahfuzda şeyhleri `Şakî olarak` yazılmaktadır.
Bir bir onu terk ederler.
Sonunda sadece sadık bir mürit kalır.
Durumu çok iyi bilen; fakat bir ders daha vermek için sabırla olanları seyreden şeyh bu müride sorar:
`Arkadaşların niçin dergâhı terk ettiler; artık gelmiyorlar.`
Mürit, utanarak, hicap ederek cevap verir:
`Efendim, der. Sizi şaki olarak gördüler ve onun için halkayı terk ettiler.`

Şeyhin dudaklarında buruk bir tebessüm belirir.

`Yavrum, der, ben onların daha henüz gördüklerini kırk seneden beri görmekteyim. Ama başka kapı mı var ki oraya gideyim?`

Şeyhin bu sözü semayı ihtizaza getirir.
Levha birden değişmiştir.

Şimdi o, elden ele bir gül gibi koklanan bir mutlu ve bir said dir.

Sahâbîden sonraki devirlerde, toprak öyle mümbit ve verimli hâle getirilmiştir ki, binlerce Allah (cc) dostu, Hakk (cc) yârânı yetişmiştir.

Ve bunlardan hiçbiri o kapıyı terk etmemiştir.

Bakın onlardan biri, İbrahim b. Edhem hazretleri ne diyor:

`İlâhî isyankâr kulun Sana geldi ve hep Sana gelir

Günahlarını itiraf eder ve Sana yalvarır

Affedersen bu Sen`in şanındır, Sana yakışır

Kovarsan, beni Sen`den başka kim affedebilir?`

Rabbim Kapısından Atrılmayan Kullarından Eylesin …

Başka Kapı mı Var ki Oraya Gideyim ?

Gelen Arama Terimleri:

  • başka kapı mı var gideyim