Öğretmence

Öğretmen Bloğu

İyi tatiller…

Değerli arkadaşlar
Yorucu bir eğitim öğretim döneminin ardından bir uzun tatil dönemine daha ulaştık. öğretiYORUM Ekibi olarak tüm meslektaşlarımızın iyi bir tatil geçirmelerini diliyoruz. Yeni eğitim öğretim döneminde desteklerinizle hizmetlerimize devam edeceğiz. Destek veren herkese teşekkürler…
öğretiYORUM Ekibi
www.ogretiyorum.net
www.ogretiyorum.com
www.1ogretmen.net

İyi tatiller…

Papatya ile Nilüferin Hikayesi

Papatya ile Nilüferin Hikayesi (Sevginin Gücü):heart:

Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun Ağaçların
gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin,
çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı
ormanlardan birinde güzel bir Göl vardı.
Suyu berrak mı berrak, serin mi serin… Gölün kıyısında
hayat bulmuş boynu bükük papatya, yanıbaşında
o eşsiz büyülü Suyun içinde açmış olan, en az kendi
kadar yalnız görünen nilüfer çiçeğine sevdalanmıştı.
Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum,
asaletli halini hayranlıkla seyrediyordu her gün.

Nilüfer çiçeği de kayıtsız değildi sevgili
papatyasına karşın. Birbirlerine sevgiyle bakıyorlar,
şarkılar söylüyorlardı birlikte. Yalnızlıklarını
unutuyorlardı şu koskoca orman içinde…

Tanrım, diyordu papatya içinden kimi kez.
Bu güzelliğin yanında benim yerim nedir ki?
O suyun içinde yaşar bense toprakta…
Elimi uzatsam tutamam bile onu… Oysa
öylesine istiyorum ki onun yanında olmayı…

- Ey güzel çiçeğim, ey benim nilüferim
seviyorum seni… Lakin öylesine çaresizim ki…
Sana nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum…
Evet, orada olduğunu bilmek, sesini duymak,
güzelliğini görmek bile yetiyor bana ama
istiyorum ki elini tutayım, güzelliğine dokunayım.
Gel gör ki ben bir papatyayım, sen ise bir nilüfer…
Ayrı dünyalarda yaşayan iki ayrı çiçek…

Nilüfer, karşılıksız bırakmadı papatyanın sözlerini:
- Papatyaların en tatlısı, Kemandan çıkan müzik aynı
ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Sen başkasın,
ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye yerinme.
Gönül sesine kulak ver yalnız… Bir şeyi istiyorsan
yürekten iste….Sevgi, aşk, ne büründüğün kıyafeti,
ne makamı, ne mesafeleri ne de başka bir şeyi dinler…
Onun fermanı okunmaya başladımı her şey susar.
Her şey çaresiz kalır… Sevgi söz konusu olduğunda
kişi kendi dışındaki güçlerin insafına kalmaz.
Çünkü; kendisi de güçlü bir varlık haline gelir.
Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güçlenmeye
başladıkça kayıtsız kalamaz buna tüm evren…
Sen ki benim güzelliğime, aşkınla güzellik katmakta,
yalnızlığımı örtbas etmektesin. Benim ve kendinin
varolduğumu ispatlamaktasın dünyaya.

Şimdi kapat gözlerini sımsıkı…
Sıyrıl tüm düşüncelerinden…
Yalnızca ama yalnızca beni düşle…
Yanımda olduğunu, gölün sularında
elimi tuttuğunu hayal et… İste beni…
Göreceksin ki sevginin aşamayacağı engel yoktur!

Papatya, nilüferin dediğini yaptı. Yalnızca ama
yalnızca onun hayalini doldurdu tüm benliğine.
Kendini güzeller güzeli çiçeğinin
yanında farzetti. İstedi… İstedi…

- Aç gözlerini!, dedi nilüfer.
Papatya şaşkınlık içindeydi gözlerini açtığında.
Sevgili çiçeğinin yanında,
gölün suları içinde bir nilüfer çiçeğiydi artık o da…

Sevmek…
İstemek…
Hayal etmek…
İnanmak…

Olmayacak şey yoktur!
Eğer ki; bu duygulara sahipseniz…

Papatya ile Nilüferin Hikayesi

Bunlar Çikolata

BUNLAR ÇİKOLATA :-)))))

http://img58.imageshack.us/img58/8492/12ft9.jpg />

http://img530.imageshack.us/img530/1535/36730277nm7.jpg />

http://img128.imageshack.us/img128/1005/47506685py8.jpg />

http://img58.imageshack.us/img58/6519/70589960lh8.jpg />

http://img128.imageshack.us/img128/5585/50560640ms0.jpg />

http://img128.imageshack.us/img128/81/79489428qh2.jpg />

http://img530.imageshack.us/img530/8629/55881255gm0.jpg />

Bunlar Çikolata

Cenneti Satın Almak…

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu.

Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar.

Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı.

Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı.

Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini

bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
 

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
-
Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
-
  Ahmet arkadaşımız var yaâ?¦
-
  Evet, ne olmuş Ahmet`e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
-  Eee?
-  Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür.
Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

 
Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu.
Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.
Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi.
Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi.

Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu.
Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil.
Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor.
Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.

 
Nurhan Öğretmen yine durup düşündü.
İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu.
Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı.
Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa,
belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali`ye dondu:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamıâ?¦
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek içinâ?¦
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet`in ailesinin durumu pekiyi değil,
bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme.

Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
Neden olmaz?
Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor.

İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar.

Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum.
Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: `Ağaç yas iken eğilir.` deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem
büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum.
Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

 
- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için,
ancak günde
bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem.
Allah, Cennet`i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre,
Cennet`in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem
birkaç simit parasıyla Cennet`e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen`in gözleri dolmuştu.
Başını `Evet` anlamında sallarken Ali`yi evine yolladı.
 
Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti.
Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde
Ali`nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti.
Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.
Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti.
Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu.
Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları,
Cenneti satın alabilecek paralardı.
Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.
 
Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu,
Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti.

Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı.
Ağladıâ?¦ Ağladıâ?¦ Ağladı.
 
Kendine geldiğinde aksam olmuştu.
Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık
`Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak,
Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak` diye
Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde,
`Ne dediniz hocam?` demesini bile duymayan Nurhan öğretmen,
bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali`den utanmışsanız, maddi

durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir

fakirin kapısına bırakın. 

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan

bir çocuğa ayakkabı alın.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!
ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

ALINTI

Cenneti Satın Almak…