Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Namazla gelen 10 güzellik…

Ebû Hureyre (r.a) ın bildirdiğine göre;
Hz.Peygamber (s.a.v) efendimiz şöyle buyurmuştur:
Namaz dini direğidir.
Namazda on güzellik vardır.

Bu on güzellik şunlardır:
1-Yüzü güzelleştirir.
2-Kalbi nurlandırır.
3-Bedeni dinlendirir.
4-Kabirde arkadaştır.
5-Rahmetin inmesine sebeptir.
6-Gök kapılarının anahtarıdır.
7-Ahirette günah ve sevapları ölçen
terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
8-Rabbi hoşnut ve memnun eder.
9-Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
10-Cehennem ateşine karşı koruyucudur.

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.
Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız,
ALLAH katında onu bulursunuz.
Şüphesiz ALLAH bütün yaptıklarınızı görür …
(Bakara suresı/110)

Namazla gelen 10 güzellik…

Dua Nedir?

Dua nedir?

·        Dua ibadetin özü, inanan insanın her an hakka yönelen sözüdür, yakarisidir.

·        Dua ibadetin beynidir ya da iligidir

·        Özlü ibadet istiyorsan duaya yönel ve duanın kabul olması için en yakın
yer secdedir.

·        `Duanız olmasaydı Allah size neden değer verseydi` (Ayet)

·        `Allahım, beni sana fakir olmakla zengin kil ve senden müstagni olmakla
fakirleştirme ya Rabbi.` (Hadis)

·        `Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben onlara yakınım.İsteyenin istediğini kabul ederim. Artık bana yönelsinler, benden istesinler.` (Bakara 186)

·        `Kul, kötü bir istekte bulunmadığı, isteği aile bağını koparmaya yönelik
olmadığı ve acele olmadığı sürece duası kabul olur.` (Hadis)

·        `Dua ederken ümidi kesmeden sürekli istemek.
Kim ısrarlı olarak kapıyı çalarsa içeri girer.` (Hadis)

·        Duada kararlı ve ısrarlı olmak gerekir.

·        `Rabbimiz, biz ve bizden önce imanla göçenleri de bağısla.` (Ayet-i Kerime)

·        İtikadın doğru olması, haramdan sakınmak ve ihlaslı olmak.

Dua Nedir?

Ahmed Cevdet Paşa

1823-1895), 19. yüzyıl Türkiye`sinin önde gelen bilim ve devlet adamlarındandır. Asıl adı Ahmed`dir ve Cevdet mahlâsını, İstanbul`da öğrenim gördüğü sırada şâir Süleyman Fehim Efendi`den almıştır.

1839 yılı başlarında, büyükbabası tarafından tahsil görmesi için İstanbul`a gönderilmiş olan Ahmed Cevdet Paşa, burada kısa sürede kendini göstermiş ve devrin önemli bilim adamları olan Hâfız Seyyid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vidinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivi Hoca Şakir Efendi`den nakli ilimleri, Miralay Nûri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sâbit Efendi`den de hesap, cebir ve hendese gibi akli ilimleri tahsil etmiştir.

Ahmed Cevdet Paşa`nın bilim tarihi açısından önemli olan yapıtı `Takvimü`l-Edvâr` (Dönemlerin Takvimi, 1870) adını taşır. Bu yapıtında Ahmed Cevdet Paşa, Şemsi ve Hicri takvim ilkelerini temele alan yeni bir takvim önerisinde bulunmuştur. Eser iki amaçla kaleme alınmıştır: Birincisi, yazarın kendi deyimi ile `Lisân-ı türki ilim lisânı olamaz diyenlere lisânımızın her şeye kâbil olduğunu ve bu lisân ile her fenden güzel eserler yazılabileceğini` göstermek, ikincisi ise yeni bir takvim önermektir.

Bu yapıttan anladığımız kadarıyla, Osmanlı Devleti`nin başlangıç dönemlerinde seneleri kameri, ayları şemsi olan bir takvim kullanılmış ve maaşlı askerlerin maaşlarına karşılık gelen gelirler ise kameri aylar itibariyle toplanmıştır. Ancak bu durum hazinede bir takım zorluklar ortaya çıkartmış ve hazine açık vermeye başlamıştır.

Bu ve buna benzer nedenlerle, Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında, Müneccimbaşı Tâhir Efendi, Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye âzâsından Vartan Bey, Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne hocalarından Miralay Vidinli Tevfik Bey, Rassâd Kombari ve Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye memurlarında Şehbazyan Efendi`den oluşan bir komisyon kurulmuş ve bu komisyonun ulaştığı sonuçlar bir mazbata ile sadrazama sunulmuştur. Ancak bu öneri her nedense uygulamaya konulmamıştır. İşte, bu komisyon tarafından önerilen takvimin esaslarını, Ahmed Cevdet Paşa tarafından Takvimü`l-Edvâr`da anlatılmıştır.

Ahmed Cevdet Paşa`nın önerdiği takvim aslında, şimdiye kadar yapılan takvimler içerisinde en duyarlısı olan Ömer Hayyam`ın İsfahan Gözlemevi`nde tertip ettiği Celâli Takvimi`nden başka bir şey değildir. Yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, bu yapıtın en önemli yönlerinden birisi, Türkçe yazılmış olmasıdır.

Ahmed Cevdet Paşa`nın Türkçe`nin bilim dili haline gelmesine büyük önem verdiği ve bunu gerçekleştirmeye çalıştığı görülmektedir. Ona göre, Osmanlı lisânının aslı Türkçedir; fakat Farsça ve Arapçadan pek çok kelime alındığı için, üç dilden oluşan bir dil haline gelmiştir. Osmanlıca yalınlaştırılmalı, eserler açık bir dille yazılmalı, yeni terimler bulunmalıdır. 

Ahmed Cevdet Paşa

NAMAZ

NAMAZ

        Namaz, dinin direğidir. O olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez.
        Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allah ın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allah ı anmakla tatmin olur.   
          Allah yoksa bir kalpte, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allah a karşı derin bir boşluk var demektir ve her an bu insanın küfür sathına geçmesi sözkonusudur. Efendimiz buyuruyor ki; Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır. Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse müslüman değil nazarıyla bakıyordu.
          Allah Resulü, Namazı terkeden, Allah ın huzuruna, Allah ona çok kızmış bir halde çıkar. buyurmuştu. Bunu bilen Abdullah bin Abbas, gözleri görmez olduğunda kendisine, sırt üstü yatıp bir kaç gün namazı ima ile kılması durumunda tedavisini yapabileceğini söyleyen doktora, hayır bunu yapamam, çünkü Allah Resulü böyle buyurdu demişti.
          Hazreti Ali bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona sen kimsin der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, Yine bütün gün Allah a ibadet etmen beni memnun etmezdi diye cevap verir. Evet şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu. Namaz kılmayanlar, her gün şeytanı ne kadar sevindiriyorlar, düşünmeliler!     
Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir. Allah pek çok yerde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Mü minleri tarif ederken hep, iman eden ve salih amel işleyen şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise, namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra direk namazı getirir. Daha Bakara Suresi sinin başında gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar şeklinde, Allah mü minleri tarif eder.
            Ensardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekat namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman a gelerek, Beni namazda oyalayan bu bahçeyi Allah yolunda feda etmek istiyorum der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra elli binlik bahçe diye anılır. Evet, kuvvetli bir Allah inancına sahip olan sahabi, kendisini Allah tan alıkoyan bahçesini yine Allah yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.     
        Namaz, mü minin miracıdır. Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allah ın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu açan, Arş ın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar geniş bir yelpazede namazı duyma şekilleri vardır. İnsanın buna muvaffak olmasının şart-ı evveli, namazı tıpkı bir Mirac veya Mirac ın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa Miracını tamamlamaktır.
          Namaz kılmak, bir tesbih, bir ta zim ve bir şükürdür. Namaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allah ın kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O nun büyüklüğünü hatırlayarak sübhanallah ve allahuekber der. Allah ın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir. Fakat bu şükür mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur. Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda elhamdülillah kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir.
        Allah, Rab dır. Rab, besleyen, terbiye eden, büyüten demektir. Allahın sonsuz bir Rububiyeti (Rabliği) vardır. Bu durum, Allah ın, sonsuza kadar mahlukatı beslediği, terbiye ettiği manasına gelir. Bu kadar Sonsuz ve Büyük bir Saltanat, elbette kusurdan, noksandan uzak olmalıdır. İşte bu manayı ifade eden, namazın içindeki sübhanallah kelimesidir.
        Yine bu Saltanat, acizlikten, küçüklükten, başkasına muhtac olmaktan da uzaktır. Öyle olmasaydı nasıl her şeyi çok mükemmel bir şekilde idare edecek, her şeyin ihtiyacına koşacak, her şeye cevap verecekti!?. İşte bu manayı ifade eden, yine namazın içindeki, el pençe divan durarak, bel kırarak, boyun bükerek; rükûlarda, secdelerde, kıyamlarda söylenen allahuekber kelimesidir.
        Yine bu Saltanat, yani bu kadar doyuran, besleyen, terbiye eden, idare eden bir saltanat, elbette karşılığında bir şükür ister. İşte namazda, her rekatta Fatiha nın başında söylenen elhamdülillah kelimesi, iki namaz arasındaki nimetlere bir nevi şükürdür.
Ayrıca, bu manaları teyid eden, destekleyip kuvvetlendiren bir de namaz sonrası tesbihler vardır. Yani, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından büyük bir sevabı olduğu ifade edilen, terkedilmesi ise çok büyük bir boşluk ve kayıp olarak görülen, 33 er defa söylenen sübhanallah , elhamdülillah ve allahuekber lerdir. 
        Namaz kılmak hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettir.Bediüzzaman Hazretleri nin Dördüncü Söz de işaret ettiği gibi beş vakit namaz, yirmidört altın seviyesinde olan günlük yirmidört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa neticede ne olacağı belli olur. Lüzumlu bir iş için harcasa bile dünya hayatı ebedi değilken, ne kadar lüzumlu olabilir?! Şimdi, günlük sermayesinin yirmiüç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur.   
Namazdaki secde, kulun Allah a en yakın olduğu andır. Efendimiz in ifadesidir bu.
        Namaz, günde beş defa Allah a hesap vermenin adıdır. Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mü min her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da beş vakit namazdır. 
Namaz, günde beş defa insanın,Yüce Huzur da küçüklüğünü bilmesidir. Günde beş defa Allah ın huzurunda el pençe divan duran insan, elbette kendi küçüklüğünü hatırlayacak, neye ihtiyacı varsa, her şeye gücü yeten, her şeyi elinde bulunduran Allah tan isteyecektir. Hazreti Ali radıyallahu anh ı abdeste giderken bir titreme alırdı. Bu heyecanının ve ürpertisinin sebebini soranlara da Biraz sonra Allah ın huzuruna çıkacağım, nasıl titremeyeyim derdi.
Namaz, günde beş defa günahlardan arınmadır. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: Beş vakit namaz, herhangi birinizin evinin önünden akan ve günde beş defa yıkandığı suyu bol bir nehre benzer. Allah, beş vakit namaz sayesinde, günahları yok eder. (Buhari-Müslim)
            Ashabdan biri bir günah işlemiş, neticeyi de gelip Allah Resulü ne bildirmişti. O sırada şu ayet indi: Gündüzün başı ve sonu ile, gecenin başlarında namaz kıl; çünkü iyi ameller, kötülükleri giderir. Sahabi Allah Resulü ne bu ayet benim hakkımda mı indi diye sordu. Allah Resulü de bütün ümmetim hakkında indi buyurdu.
            Bir başka Hadisinde Allah Resulü şöyle buyuruyor: Aralarında büyük günahlar işlenmedikçe, beş vakit namaz ve cuma namazı, günahlara keffarettir.
Bir diğer Hadis de şöyle: Herhangi bir kimse, farz bir namazın vakti gelince onun abdestini tam alır, rükusunu tam yapar ve o namazı huşu ile (Allah a saygıyla ve O ndan korkarak) kılarsa, o namaz, o güne kadar işlemiş olduğu günahlara keffaret olur. Bu her zaman böyledir.
Selman Farisi anlatıyor: Bir gün Allah Resulü ile beraber bir ağacın altında bulunuyorduk. Ağacın bir dalını aldı ve salladı. Daldaki yapraklar dökülünce bana niçin böyle yaptığımı sormayacak mısın? dedi. Ben de niçin yaptığını sordum. Buyurdu ki: Bir müslüman güzelce abdest alır ve beş vakit namazı kılarsa, şu yapraklar döküldüğü gibi onun da günahları dökülür.
          Allah Resulü zamanında iki kardeş müslüman olur. Bir şehid olur diğeri de bir sene sonra ölür. Talha bin Ubeydullah rüyasında, sonra ölenin şehid olandan önce cennete girdiğini görür ve durumu hayretler içerisinde Allah Resulü ne aktarır. Allah Resulü şöyle der: O sonradan ölen, şehid olan kardeşinden sonra, altı bin küsür rekat  namazını kılmadı mı, Ramazan orucunu tutmadı mı? O halde iki kardeş arasında yerle gök arası kadar fark vardır.
Allah Resulü nün vefat ederken yaptığı vasiyetin tamamı şuydu: Aman namaza sarılın! Bakmakla yükümlü olduğunuz kimselerin (işçi, köle, cariye, yetim..vs.) hukukunu gözetin.   Efendimiz in hizmetçisi olan Enes bin Malik diyor ki, Canı boğazına gelene kadar, dili döndükçe bunu tekrar etti.
    Namaz, insanı bütün fuhşiyata ve kötülüklere karşı koruyan bir siperdir. Cenab-ı Hak, Ankebut sûresi, 45. Ayet te şöyle buyuruyor: Hiç şüphe yok ki namaz, insanı çirkin işlerden ve haramlardan alıkor. Fakat bu namaz, gerçekten, Allah ı görüyor gibi kılınan namaz olmalı.

Namaz kılmayı gerektiren deliller:

1- Başta Cenab-ı Hak, namazı emreder. O nun kulu olan, O nun biricik isteğini yerine getirmez mi?
2- Melek ve Peygamberler başta olmak üzere, bütün nurani şahsiyetler, en büyük şerefi Allah a bağlılıkta bulmuşlar, bunu da namazla göstermişler. Allah Resulü, sabahlara kadar namaz kılmaktan ayakları şişiyordu. Neden böyle yaptığını söyleyenlere de, Allah a çok şükreden bir kul olmayayım mı? diyordu.
Hazreti Ömer hançerlenmiş yatıyordu. Baygındı ve bir türlü ayıltamamışlardı. O sırada Misver bin Mahreme gelir. Durumu öğrenince, O na namazın geçtiğini söyleyin, hemen ayılır. der. Ömer e, Yâ Ömer, namaz! derler. Ömer, birden yerinden doğrulur ve Öyle mi, vallahi namazı terkedenin İslam da payı yoktur. der. Ve sonra da vücudundan kan aka aka namaz kılar.
Hazreti Osman, gece kıldığı bir rekatlık namazda Kur an ın tamamını hatmediyordu.
Esved bin Yezid En Nehaî, Sahabi nin arkasından yetişen en büyük insanlardan biriydi. İbadetiyle meşhurdu. Gece sabaha kadar, evinin damında bir sütun gibi durur ve namaz kılardı. Komşusunun çocuğu da O nu gerçekten bir sütun zannederdi. Bir gün çocuk o sütunu yerinde göremez ve annesine Anneciğim, şu damın üstündeki sütuna ne oldu? diye sorar. Annesi şöyle cevap verir: Yavrum o sütun değildi. O,Esved di. Bugün öldü.
3- İnsan gayet aciz, küçük, güçsüz ve muhtac olarak yaratılmıştır. Bu durumunu telafi için mutlaka En Büyük, Sonsuz Kudret sahibi, Hiçbir şey muhtac olmayan Allah a dayanmak, O na bağlılığını ortaya koymak zorundadır. Bu da en iyi şekilde namazla olur. Çünkü günde beş defa insan O nun huzuruna varır ve el pençe divan durur. Böyle biri için Allah, her şey demektir. Ayet şöyle der: Kul için Allah yetmez mi?   Evet, O nu bulan her şeyi bulmuş, O ndan kopan ise her şeyden mahrum kalmış demektir.
4- İnsan fıtraten mutlaka birine kulluk yapacak şekilde yaratılmıştır. Görülüyor ki, Allah tan başka her şeye gücü yeten, bütün ihtiyaçlara cevap verecek kimse yoktur. Öyleyse, O na kulluk etmeli, O ndan başkasının kapısını çalmamalı. Bu duyguyu da ifade eden ve canlı tutan, namazdır.
5- Namaz kılmak, diğer bütün mahlukatın hukukunu gözetmek demektir. Çünkü, Kur an ın ifadesiyle kainatta her şey Allah ı tesbih etmektedir. İbadetsiz özellikle de namazsız bir insan, kainatın bu ibadetini görmez, göremez. Çünkü herkes çevresine, kendi içinde bulunduğu psikoloji ile bakar. Ümitsizlik içinde kıvranan biri, herkesi ümitsiz zanneder. Bütün hadiseleri öyle yorumlar. Neşeden uçacak hale gelen biri de, herkesi neşeli zanneder. İbadetsiz biri de, her şeyi boş, vazifesiz zannederek onlara zulmeder. Halbuki çiçekten, taşa kadar her şey Allah ı zikreder. Çiçek toplamak için kırlara çıkan Yunus, hiç bir çiçeği koparamadan geri döner. Çünkü, bütün çiçekler zikir halindedir. Çünkü Yunus da her zaman Allah ı anmakta dolayısıyla da onun için bütün kainat zikir halindedir. Allah, taşların Allah korkusundan dolayı yuvarlanıp parçalandığından, un ufak olduğundan bahseder.
6- Namaz kılmayan, aynı zamanda kendine zulmeder. Çünkü, insanda inkişaf etmeyi bekleyen, serpilip gelişmeyi, mükemmel hale gelmeyi bekleyen pek çok duygu ve kabiliyet vardır. Bütün bunların gelişip yararlı hale gelmesini Allah ibadete bağlamıştır. İbadet vesilesiyle insan, zamanla bir melek haline gelir. Hatta bir yerde meleklerin bile gıpta ettiği bir konuma sahip olabilir.  İbadet edenle ibadet etmeyenin yaşadığı hayat, hayattan duyduğu lezzet bu duruma delildir. Yalnız insan gerçekten duya duya ibadet ettiği sürece bunu farkedecektir. Diğer türlü, geçiştirilerek yerine getirilen ibadetler, insanı mükellefiyetten kurtarsa da bahsettiğimiz terakkiyi yaşatmayacaktır. 

Namazın kılınmaması durumunda verilen cezayı gerektiren sebepler de, bu saydıklarımızın ve benzerlerinin gerçekleşmemesidir.           
NAMAZ  HAKKINDA AYET VE HADİSLER

Cenab-ı Hak buyuruyor:

â?¢ O mü minler ki, gayba iman eder, namazı dosdoğru kılarlar. (Bakara, 2/3)
â?¢ Namaz kıl! Hiç şüphe yok ki namaz, insanı çirkin işlerden ve haramlardan alıkor. (Ankebut, 29/45)
â?¢ Namazla ve sabırla Allah tan yardım isteyin. O namaz Allah tan korkanlar için ağır değildir. (Bakara, 2/45)
â?¢ Namaz, belli vakitlerde mü minler üzerine farz kılınmıştır. ( Nisa, 4/103)
â?¢ O münafıklar, namaza kalktıklarında üşene üşene kalkarlar. (Nisa, 4/142)

Namaz Kur an da 87 defa zirkedilir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar:

â?¢ Namaz, dinin direğidir.
â?¢ Namazı terkeden, Allah ın huzuruna, Allah ona çok kızmış bir halde çıkar.
â?¢ Namaz, mü minin miracıdır.
â?¢ Secde, kulun Allah a en yakın olduğu andır.
â?¢ Beş vakit namaz, herhangi birinizin evinin önünden akan ve günde beş defa yıkandığı suyu bol bir nehre benzer. Allah, beş vakit namaz sayesinde, günahları yok eder.
â?¢ Aralarında büyük günahlar işlenmedikçe, beş vakit namaz ve cuma namazı, günahlara keffarettir.
â?¢ Herhangi bir kimse, farz bir namazın vakti gelince onun abdestini tam alır, rükusunu tam yapar ve o namazı huşu ile (Allah a saygıyla ve O ndan korkarak) kılarsa, o namaz, o güne kadar işlemiş olduğu günahlara keffaret olur. Bu her zaman böyledir.
â?¢ Allah Resulü nün vefat ederken yaptığı vasiyetin tamamı şuydu: Aman namaza sarılın! Bakmakla yükümlü olduğunuz kimselerin (işçi, köle, cariye, yetim..vs.) hukukunu gözetin.
â?¢ Namazınızı veda namazı gibi kılın.
â?¢ Namaz kılmayanla küfür arasında ince bir perde vardır.

NAMAZ