Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Tokuz(Dokuz) Oğuz Destanı

Tokuz(Dokuz) Oğuz Destanı
Bu efsane bize hem Çin kaynakları, hem de Iran kaynakları tarafından anlatılıyor. Bu durum gösterir ki, bu efsane eski Türklerce çok önemli idi. Çünkü Türklerce büyük önemi bulunmayan bir şey, Çin ve Iran gibi büyük milletlerin ilgisini çekemez.

Bundan başka bu efsaneyi, gerek Çinlilerin ve gerek İranlıların doğrudan doğruya Türklerden aldıkları meydanda. Birbirinden bu kadar uzak bulunan bu iki millet, bu efsaneyi birbirlerinden alamazlardı (Bu iki kaynağın verilen Köprülü`nün Türk Edebiyatı Tarihi ismindeki eserinin birinci kitabının 71 ye 72 nci sayfalarında yazılıdır.)

Bu efsaneye göre, Dokuz Oğuz`lar önce `Kumançu` adı verilen bir ülkede otururlarmış. Burada `Tugla` ve `Selenga` adlı iki ırmak akarmış. Bir gece aradaki iki ağacın üstüne gökten bir ışık sütunu indi. Ağaçlardan biri `sumu` yani. `huş yahut kayın ağacı, Bouleau`, diri `Cihanküşâ`ya göre çam fıstığı, `Kaşgarlı Mahmud`a göre fındık ağacı` idi. Bu ağaçlardan birinin karnı şişti. Dokuz ay on gün sonra ağacın karnında bir kapı açıldı. İçeride ağızlarında gümüş emzikler bulunan beş erkek çocuk göründü.

Daha çocuklar doğmadan, bu ağaçların çevresinde otuz adım çapında gümüşten bir daire meydana gelmişti. Ağaçlardan müzik sesleri işitiliyordu. (Müziğin din ve büyüsel açıdan bir gücünün olması da bundan ileri gelir.) Gökten inen ışık sütunu orada yeşim`den bir kaya oluşturdu. (Yeşim`in dinsel ve büyüsel gücü de buradan gelir) 0 yöre deki Türkler bu çocukları büyüttüler. İsimlerini `Sungur Tekin, Kutur Tekin, Tukan Tekin, Or Tekin, Boğu Tekin` koydular.

Bunlar on beş yaşına gelince baba ve analarını sordular. Türkler, onları iki ağacın yanına götürdüler. İşte bunlardan biri babanız, diğeri ananızdır dediler. (Huş ağacının baba, çam fıstığı ağacının ana) Çocuklar ağaçlara büyük bir saygı gösterdiler. Sevgili anamız, babamız diye yürekten sevgilerini açıkladılar. 0 zaman ağaçlar da dile gelerek oğulları için hayır duada bulundular.

Sonunda bir gün halk toplanarak Boğu Tekin`i Han seçtiler. Çünkü. Boğu, her boy`un dilini, obalarının sayısını biliyordu. Boğu`nun üç kargası vardı ki, her yerde olup biten şeyleri kendisine haber verirlerdi. (Çocukların hâla kargalardan haber sorması bundan ileri gelir.)

Boğu Tekin bir gece rüyasında beyazlar giyinmiş ve elinde beyaz bir âsa tutan ak sakallı bir adam gördü. Bu ihtiyar fıstık şeklinde bir yeşim taşı göstererek (kutlu ışıktan meydana gelen kaya olmalı) `Türkler bu kut dağını ellerinde tuttukça dört bucağa egemen olacaklardır` dedi.

Boğu Han bir gece otağında uyumak için yatağına, girmişti. Birdenbire pencerenin açıldığını, içeriye gökten bir kızın girdiğini gördü. Bu kız meleklerden daha güzel, perilerden daha çekici idi. Boğu Han neye uğradığını anlayamadığından gözlerini kapayarak kendisini uyuyor gibi gösterdi. Kız, sağa döndü sola döndü, genç Hakan`ı uyandırmak için çok çalıştı. Fakat bir türlü uyandıramadı. Sonunda ümidini keserek pencereden çıktı gitti. Ertesi gece kız yine geldi. Genç Hakan yine kendisini derin bir uykuya dalmış gibi gösterdi. Kız, yine bu uykucu hanı uyandıramayarak çekildi gitti.

Sabah olunca, Boğu Han, kızın yine geleceğini düşünerek buna bir çare bulmak üzere işi vezirine açtı. Vezir dedi ki: `Hakanım; Bunda korkacak bir şey yok. Belki hepimizin sevineceğimiz bir hayırlı işaret var. Bu kız, tanrıça olmalı. Gelişi, size kutlu bilgileri öğretmek içindir. Yarın gece yine gelirse artık kendinizi uykuda göstermeyiniz. 0 zaman ne için geldiğini anlarsınız.`

Üçüncü gece kız yine geldi. Fakat bu, kez Boğu Han onu saygı ile karşıladı ve ona bir tanrıçaya gösterilmesi gereken saygıyı gösterdi. Bu kız vezir`in düşündüğü gibi, gerçekten bir tanrıça idi. Boğu Han`a yeni din öğretmek için gelmiştiâ?¦

Gök kızı, Boğu Han`a arkamdan gel, dedi. Genç hakan tanrıçayı izledi. Az gittiler uz gittiler, dere tepe düz gittiler, sonunda Ak Dağ`a ulaştılar. Orada Boğu Han`a yeni din`in gizli yanlarını anlatmaya başladı. Bundan sonra, her gece gök kızı otağ`a gelir; Boğu Han`ı Ak Dağ`a götürürdü. Bu hal, yüzlerce gece devam etti. Boğu Han yeni din`in bütün sırlarını öğrendi ve bütün dinsel ve büyüsel güçleri elde etti.

Bir gece, artık bu gizli konuşmaların son gecesi idi. Gök kızı, ayrılırken dedi ki : `Yerde, gökte ne varsa hepsini öğrendiniz. Ben artık gelmeyeceğim. Yarından itibaren dünyanın dört bucağını fethe başlayınız. Ve gösterdiğim yolda adalet yapınız. Size öğrettiğim gerçekleri her tarafa yayınız!`

Sabah olunca kardeşlerini çağırdı. Her birini bir orduya tayin ederek bunları dört bucağın, fethine gönderdi. Kendisi de büyük bir ordu ile Çin`in üzerine yürüdü. Hepsi seferlerinde başarılı oldular.

Boğu Han, kardeşlerine demişti ki: `Bizler gibi insanlar ve güzel hayvanlar ve bitkiler gördükçe hep ileri gidiniz! Fakat başı insan, vücudu hayvan, yahut başı hayvan vücudu insan olan çirkin yaratıklar görmeye başladığınız anda artık ilerlemeyiniz. Çirkin yaratıklı ülkeler bize yaramaz.` (Boğu han, çirkin olan yaratıkları egemenliği altına almak istemiyordu. Türklerde güzellik zevkinin eskiliği bununla da anlaşılır)

Sonunda kararlaştırılmış olan zamanda `Balasagun` sahrasında bütün ordular toplandı. Boğu Han, esir edilmiş olan bütün hükümdarları birer birer huzuruna kabul etti. Bunlar hep güzel yüzlü, fikirli, becerikli insanlardı. Hepsini yine yerli yerine, kendi egemenliği altındaki birer hıdiv (büyük vezir) olmak üzere geri gönderdi. Yalnız Hint hükümdarı çirkin bir adam olduğu için huzuruna kabul etmedi. Onu büyük vezir olarak ülkesine de göndermedi. (Boğu Han dini, güzellik dini olduğu için, Boğu Han çirkinleri hükümdarlığa layık görmüyordu.)

Boğu Han`dan otuz göbek sonra, torunlarından `Yulun Tekin` tahta çıktıâ?¦

O zaman Çin`de Tang sülalesi egemendi. Çinliler Türklerden korktukları için, hükümdar, `Kie Lin` adlı kızını, Hakan`ın oğlu `Kali Tekin` e göndermeye karar verdi. Bir elçi eşliğinde Prenses`i gönderdi. Elçi, yolda, Türklerin yücelik ve temizliğinin Kut Dağı` adlı bir yeşim kayadan ileri geldiğini öğrendi.

Yulun Tekin`e dedi ki `Hükümdarım size en kıymetli mücevherini gönderdi. Siz de karşılık olarak ona bir hediye göndermek isterseniz, bizce değerli olacak şey Kut Dağı kaya parçasıdır. Bu kayanın sizce hiçbir değeri yoktur. Bunu hükümdarıma hediye ederseniz çok hoşnut olur!`

Yulun Tekin, Çin medeniyetine kendi millî kültüründen daha çok önem veren milliyetsiz bir hakandı. Kut Dağı`nın otuz batın`dan beri Türklerin kutsal bir tavaf yeri olduğunu bile bilmiyordu… Türker`in millî ülküsü, adeta bu yalçın kayada şekillenmişti.

Yulun Tekin bu millî sembolü, bir kızın karşılığı olarak, Çin hükümdarına vermekte hiç bir sakınca görmedi. Yalnız bunu nasıl götürebileceklerini sordu.

Çin elçisi, kayanın etrafına odunlar yığdı. Üzerine fıçılarla sirke döktü. Odunlara ateş verince kaya, parça parça dağıldı. Elçi, bu parçaları dikkatle toplatarak, arabalarla Çin`e gönderdi. Orada sihirbazlar bunu yağma ettiler. Her parçası dünyanın bir köşesine gitti.

Bunun her parçası nereye gittiyse orada aydınlık, bolluk, mutluluk meydana geldi.

Türk Yurdu ise, aksine, bütün bolluk ve bereketini birden kaybetti.

Kut Dağı gidince Kumlancu`da bütün yeşillikler sarardı. Irmakların, derelerin suyu çekildi. Gökyüzünün rengi değişti, bir iç sıkıntısı başladı. Bütün kuşlar, vahşi hayvanlar, ehil hayvanlar, hattâ memedeki çocuklar `Gök, göç, göç` diye bağırmaya başladılar.

Bir taraftan salgın hastalıklar, insanları kırıyordu. Yedi gün sonra Yulun Tekin öldü. `Göç!` sesleri devam ediyordu. Türkler anladılar ki, bu ülkenin Yer-su`ları artık kendilerinin orada kalmasını istemiyor. Çadırlarını yıktılar, eşyalarını, çoluk çocuklarını hayvanlara yüklediler, göç etmeye başladılar, akşam olunca `göç!` sesleri duruyordu. Sabahla birlikte tekrar başlıyordu.

Turfan ülkesine gelinceye kadar `göç!` sesleri kesilmedi. Orada artık bu sesler kesildi. Demek ki, buranın Yer-su`ları kendilerini kabul ediyordu. Turfan`da yerleştiler. Beş ordu`nun torunları, demek ki beşli teşkilatı koruyorlardı. Bundan dolayı olacak ki, oturdukları yere `Beş Balık` yani beş şehir adını verdiler. (Kaşgar`da önceleri altılı teşkilâta sahip bir budun oturmuş olacak ki, o ülkeye de `Altı şehir` adı verildi.)

Bu efsane, Kut`un meydana çıkışını bildirdiği gibi, Türklerin ilk göçünün de Kut`a önem vermemelerinden dolayı meydana geldiğini açıklıyor.

Bizans tarihçilerinin anlattıklarına göre, Avrupa`ya gelen Hun`ların önünde de kurta benzer bir hayvan kılavuzluk edermiş. Ve `Göç, göç, göç!` diye bağırırmış.

Türkler ne zaman milli kültüre önem vermeyerek yabancı kültüre önem vermişlerse ve kendi Milletlerini beğenmeyip başka milletlerin taklitçi ve taparcasına seveni olmuşlarsa, böyle bir göç felaketine uğramışlardır.

Kut Dağ, milli vicdan`ın bir sembolünden başka bir şey değildi.

Onu Çinlilere feda etmek, gayet büyük bir günahtı.

Göç, bu günahın bedeli idi.

DİPNOTLAR

Yer-Su: Tanrı.
Kut: Tanrının bahşettiği kutsal kudret.

Tokuz(Dokuz) Oğuz Destanı

Timur ve Edige Destanları

Timur ve Edige Destanları
AKSAK TıMUR DESTANI HAKKINDAKI KISIM
şimdi Hazreti Aksak Timur Neslinden Bahsedelim
Hindistan şehrinde Cengiz Han`ın oğlu Jaday
Han hanlık eder idi.
Günlerden bir gün yatıyordu. Kötü bir rüya
gördü. Korkup, sıçrayıp uyandı. Bir müddet kaldı. Falcıları,
rüya tabircilerini topladı. Dalağına baktırdı,
anlattı.

Falcılar, rüya tabircileri söylediler: `Ey
Hanım! Dalağında öyle görünür ki, kendi ülkende,
Almalık denilen köyde, bir kişiden korkunuz vardır. O
kişi, kırkıcı oğlu, kazancı oğlu, tavukçu oğlu, Taragay
denilen kişidir.` dediler. `O Taragay`ın izi, nişanı odur
ki, alnında beni var, sol gözünde akı vardır. O Taragay`ın
hatunu hamiledir. Onun karnındaki çocuğundan ecelin,
ölümün var`,dediler.
O ahmak kaderi tedbir ile bozmak istedi.
Allah`ın takdiri nasıl bozulur. Ondan sonra konuştular.
`Bu hatunu öldürelim`, diye `Karnını yaralım`, dediler.
Han söyledi: `Bu hatunun karnındaki çocuğunu
öldürürseniz, o çocuğu çabuk öldürü! Anası ölmesin!`,
dedi.
Ondan sonra o hatunu diz çöktürdüler, aklı
başından gitti, ölecekti.
Ondan birkaç gün sonra o zavallı diz çöktürülüp
eğilen kadının gözü parladı, bir erkek evlat
doğurdu. O oğlanı alıp baktıklarında, bir ayağı topal
idi. şöyle dediler: `Böyle eziyetten ölmedin, kurtulup
doğdun, canın demir imiş`, dediler. O oğlanın adını bu
sebepten dolayı Aksak Timur koydular.
Aksak Timur`un babası, anası öldü. Yetim kaldı.
Büyütmek ve bakmak için hiç kimse kalmadı. Sonraları
kendisi yürümeye başlayıp yiğit olduktan sonra, dışarı
çıkıp altı yedi oğlan çocuk ile birleşip, her gün buzağı
otlatırlardı.

Timur ve Edige Destanları

Atilla Destanı

Atilla Destanı
Atilla I Kimse titretemedi Hunlar kadar Roma yı Roma ki Akdeniz i bir iç göl yapmış Üç kıtaya hâkim İleri karakolları Tuna dan Ren ve Fırat a Oradan Sahra ve Lud Havzasına ulaşan Bir dünya emperyali Hiçbir kuvvet korkutamadı Hunlar kadar Roma yı Hunlarla ittifakı reddeden Gotlar Trakya- İtalya ya Vizigotlar Güney Fransa ya Vandallar Kuzeybatı Afrika ya sürüldü Zenci köle ticaretini Roma nın Ekonomik öğesi yaparak Roma ya boyun büktüler Uranus oğullarını Olympos a gömmeyi başaran İsa Bu yabanıl kavimleri de Kanatlarının altına almayı başaralı İki yüz yıl olmuştu

Pagan Greko- Latin uygarlığı Hıristiyanlaşalı Ve İsa asılıp Konsül Hıristiyanlığı resmi din ilan edeli beri Roma İsa yı asıp Sosyal ve kültürel ihtişamını koruyacağını düşünmüştü Oysa İsa nın gölgesiyle acze düşmüştü Hunlarla Cermenler aynı amaçla birleşince Atilla nın amcası Ruga Kuzey Avrupa da bir tehdit odağı olmuştu Başbuğ Ruga Orta Asya dan getirdiği Töre ve törenlere sadık kalıp Kendi kültüründen geri bir kültüre sahip Cermenleri etkisi altına aldı Hunların giyim kuşamları Pusat ve donanımları At ve araba koşumları Romalılardan ileri düzeydeydi Örgüt yapıları da öyle Hunların dinsel inançlarından da etkilenip Şaman tapınma törenleri Yekten Cermen kültürünün temeli oluşturdu Hunların etki ve itkisiyle İlkel Cermen toplulukları Greko- Latinlere kafa tutar hale geldi Ruga Hunları ve Cermenleri aynı bayrak altında toplayıp Görevi tamamlanınca göğe uçtu Atilla nın eli amcasının kanına bulaştı. II Atilla nın babası Muncuk sağ olmasa da Cermen anası Yula Abisi Bleda ya ve Atilla yı Analık görevini yapıp Hun törelerinde İyi bir bahadır olarak yetiştirdi Bleda çok genç ve gözü pekti Batı Roma ya akınlar düzenledi Hun ve Cermen silahlı Güçlerini yeniledi Ardından geniş bir coğrafya üzerinde Hiçbir muhalif odak bırakmadı Uyruğundaki halkalara Dirlik ve düzenlik güvencesi verdi Hun ve Cermen ittifakı Öç ve yağma üzerine kurdu Doğu ve Batı Roma İmparatorluğun alternatifi oldu Greko-Latin uygarlığı step uygarlığının atları altında ezildi Atilla nın karısı Albız boş durmadı Atilla nın içine şer tohumları ekildi İki kılıç bir kına sığmaz ! Diye fısıldadı Atilla aldırmadı Dünya iki başbuğa dardır Diye mırıldandı Atilla umursamadı Senin akıbetini Bleda tayin edecek! Diye bağırdı Bleda mı? Olmazdı Olamazdı Niçin olamasındı Olur, olurdu elbet Atilla nın kardeş sevgisiyle yanan kalbi Birden öfkeyle kabardı Hınçla bilendi Sağ kolu Arpad ı yanına çağırdı Bleda nın kesilmiş saçı iki hafta sonra Atilla nın tolgasına sorguç oldu Diriyken esirgediği kutluğ * değeri başının üstünde tuttu Kendisine katil gözüyle bakanlara Yeter! Diyordu Çığlık gibi yırtıcı sesiyle Saygısızlık etmeyin Belada benim öz karındaşım Ağabeyimdi Alplik nedir o öğretti bana Kendisini öldürtmem gerektiğini de Sonra sırtını bir ağaca dayayıp Uzak bir Sungura ** bakıyormuşçasına Gözlerini kısıp ihanetini ve sebeplerini anlatıyordu Ve sonucu şöyle bağlıyordu Ağabeyim Bleda nın malum akıbeti Mevcut koşulların ve doğa yasalarının bir gereğiydi Gerçekte o ölmedi ruhen benim içimde Gücünü bana bahşetti Ondan önce saftım Gözüm açıldı Bleda nın uçmağa varışından itibaren Uslamlama gücüm arttı III Tolgasıyla kılıcıyla Çıkık elmacık kemikleri Sakal bırakmış yüzü Kısa boyuyla Bir at çobanına benziyordu Ne Bayındır Han kadar ihtişamlı Ne Oğuz Kağan gibi bilge Yarı Cermen yarı Hun Sürekli tetikte sürekli dikkatli Bir at çobanı Kısık çekik gözleri bir step ejderi gibi Kızıl diliyle tıslayarak gülüyordu Ben Roma İmparatorluğunun baş belasıyım Mağdur ve mazlum halkların öç mızrağı Tepeden tırnağa insanı titreten bir sesi vardı Burhan-haldun dağının alnacında ulayarak Yedi düele seyrü sefer eden Cengiz Han dan el aldı Seyr ü sefer eyleyip Köle ticaretinden büyük gelir sağlayan Burgondları kılıçtan geçirdi Viking ve Saksonları hükümranlık alanlarından kovdu Kuzey Avrupa yı tümden ele geçirdi Kendini kağan ilan edip Şaman kâhinlerinin elinden taç giydi Atilla kağan olur olmaz Step törelerini kesintisiz yürürlüğe koydu Uyruğundaki halkların Dinler mozaiğine saygılı davrandı Balkanlara Hunlardan önce gelen Hıristiyanlaşan Türk kabilelerine Romalılarla Hunlar arasında ezilmesinler diye Özel önlemler aldı Tebaasındaki karındaşlarına Talan ve yağma ganimetlerini eşit paylaştırdı Ne var ki kağanlığına bağlı Kâhinler Kurulu Yeterli bilgi ve bilgeliğe sahip değildi Step törelerinin temelindeki adalet anlayışı Onlar elinde dehşet kan ve gözyaşına döndü En büyük müttefiki Cermenler akıl almaz Tüyler ürpertici cezalar aldı Tarihe acımasız bir hükümdar olarak geçti Oysa aşk ve adalet anlayışını Bu ilkel insanlara aşıladığını sanıyor Kendi suretine bürünmüş korkunun Kol gezdiğini fark etmiyordu O büyük ideallerin ve Tanrısal aşkların adamıydı Tek amacı yeryüzünü bir Hun cenneti yapmaktı Bu kutluk ideali uğruna kelleyi koltuğa almış Gerçek bir step bilgesiydi IV Atilla bu idealle durmuyor Yeni seyr ü seferler düzenliyordu Doğu Romalılar Atilla Konstantinopolis e geliyor ! Diye Trakya bölgesini olduğu gibi step atlılarına terk ettiler Ve Marmara bölgesine çekildiler Atilla Konstantinopolis e girmedi Meriç Havzasında durdu Marianopolis le Serdice dâhil Yetmişten fazla kent zapt edildi Şimdilik bu yeter dedi Zamanın sarkacı gidip gelirken Öç duygusu Doğu Romalıların İmparator naibi Krysaphios un Atilla ya kininiyle birleşince Krysaphios kağanın başını Onun sağ kolu Edekon dan istedi Ona bir servet teklif etti Edekon Krysaphios un teklifini kabul etti Ve hemen yola koyuldu Atilla yı katletmek şöyle dursun Krysaphios un girişimini Atilla ya bizzat kendi anlattı Atilla Krysaphios un başını istedi Krysaphios Hunları hiç tanımamasının Bedelini canıyla ödedi Çünkü elçi Edekon un indinde Atilla Gök Tanrı nın bir suretiydi İstese de ona ihanet edemezdi Kaldı ki Atilla nın erkanı Atilla dan daha iyi koşullarda yaşamaktaydı Atilla ihtişamını tebasından esirgemezdi de Rahip Jordanes ve tarihçi Priskos Bu tuhaf gerçekliğin tanıklarıydı Trakya nın ilhakından ve suikast olayından Sonra Atilla kuzeye çekildi Doğu Roma Batı Roma birleşip Atilla ya saldırdı Atilla antlaşmalar yapıp bekle gör politikası uyguladı Ta ki Hororian ın sesi ta Tuna kıyılarında yankılanınca Kendisine 25 yıl önce gönderilmiş Yüzüğe dudak büken Atilla Hororian ı kurtarmak için ant içti İmparator Constantius un kızı ve varisi Hororian u İmparator ölünce İmparatoriçe Plancdia Hapse attırıp Oğlu Valentinianus u imparator yapmıştı Atilla Hororian ın zindana kapatılmaması Ve karısı olması için Batı Roma ya dünürcüler gönderip İmparatorluğun yarısını drohoma olarak istedi İmparatorluk reddedince bu isteğini Orleans da Roma ve ittifakı Got ordularıyla Batı Hun silahşorları göğüs göğse çarpıştı Kan su gibi aktı Gök Tanrı nın Kutluğ Alpleri Şaman bahadırlarının ümit ve cesaretle yoğrulmuş step atlıları Batı Roma ordusunu dağıttı Kuzey Galya küçük krallıklar halinde parçalandı Britanya Saksonlara Güney Galya ve İspanya Vizgotlara Jura ve Alp bölgesine Burgonlar yerleşti Step atlıları vadilerden ağır ağır Po ovasına aktılar Po ovasında salgın kasırga gibi Atilla nın ordusuna çullanınca O görkemli Hun ordusu hızla eridi Apeninler toynak sesleri yerine Hasta askerlerin öksürüğüyle yankılandı Atilla Hıristiyanların Tanrısı nın hışmına uğradığını Düşünüp geri döndü İçindeki ateş bir türlü sönmüyordu Hororian ın da Roma nın da Gök tanrı belasını versindi Tekrar evlenmeye karar verdi Kendisine İlek, Dengizik ve İrmek adlı üç oğul veren Albız yoktu artık İldiko adlı bir peri kızını sevdi İldiko kimdi nereliydi kimse bilmiyordu Yedi gün şenlik ateşleri yakıldı Davullar vuruldu yedinci gün Atilla gerdeğe gencelip girdi Ecel onu nice savaştan yara almada Kurtulmuş stepleri bozkır kurdu İldiko nun göğ gözlerinde boğuldu yok oldu Atilla ölmüş Atilla öldürülmüştü Şaman kâhinleri bu kutluğ ve bilge hanı Gömecek yer bulamadılar Tuna nehrinin kollarından birinin yatağını değiştirip Üç günlük yuğ***töreninden sonra Kızıl otağın önünden Beğümler****saçlarını yoldu Alpler sakalların yolup Beyler****** hançerleriyle yüzlerini çizip Kızıl ateşlerin önünde sinsin oynadılar Bu nehir yatağına gömdüler ulu hakanları Definle görevli Yund kabilesi ****** Töreleri gereği Batı Hun toprakların terk edip Atlarını bir daha dönmek üzere Anadolu ya doğru sürdüler Atilla göğe uçup gitti Ulu bir sungurun kanadına takılıp Mehmet ÖZGÜR * Kutluk: Tanrısal ve yüce değer ve bilgi **
Sungur: Şahinden küçük bir yırtıcı bir kuş ***
Yuğ: Ölüm ardında yapılan tören ****
Begümler: prensesler *****
Beyler: Prensler ******
Yund Kabilesi: Ölüm

Atilla Destanı

Danişmend Gazi Destanı

Danişmend Gazi Destanı
Danişmendname Anadolu nun Müslüman-Türklerin hakimiyetine girmesi hakkında yazılmış halk destanı. Danişmend Gazi ve Melik Gazi nin kahramanlıklarını, gazalarını anlatan, Battalname tarzında yazılmış olan Danişmendname nin ne zaman ve kimin tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir.

Eser ilkönce Anadolu Selçuklu Sultanı İkinci İzzeddin Keykavus un emriyle İbn-i Ala tarafından derlendi. İbn-i Ala halk arasındaki rivayetlerin doğrularını toplayıp, Danişmendname yi yazdı. Hikaye edilen vak alarla adı geçen kahramanların tarihten alınmış olması ve coğrafi isimlerin Anadolu ya uygunluğu, eserin Türk edebiyatında uzun süre tarih kitabı gibi kabul edilmesine sebeb oldu. Osmanlı Hükümdarı Sultan İkinci Murad ın emriyle Tokat Dizdarı arif Ali, Danişmendname yi Türkçe olarak aralarında manzum parçaların da bulunduğu bir nesir diliyle 17 bölüm halinde yazdı.

Danişmendname nin konusu özetle şöyledir: Peygamber efendimizin hicretinden 360 sene sonra, Battal Gazinin torunlarından Melik Ahmed Danişmend, halifeden izin alarak, birçok beyle birlikte Anadolu da fetihlere başlar. Uzun bir zamandır harab olan Sivas ı mamur hale getirerek buraya yerleşir. Burada mücahidleri ikiye ayırır. Turasan idaresindeki mücahidler İstanbul üzerine giderler. Fakat Alemdağ önlerinde şehid olurlar. Melik Ahmed Danişmend ise Sivas tan Karadeniz e kadar olan bölgeyi fethetmeyi kararlaştırır. Artuhi isminde bir Hıristiyanın Müslüman olmasına vesile olur ve onu yanından ayırmaz. Tokat, Zile, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethederek halkı Müslüman olmaya davet eder.

Halkın büyük bir kısmı İslamiyeti seve seve kabul eder. Ancak bir müddet sonra Niksarlılar dinden çıkarak bölgedeki birçok Müslümanı öldürürler. Danişmend Gazi, Niksar ı tekrar alarak Canik e doğru yola çıkar. Fakat yolda pusuya düşürülerek şehid edilir. Vasiyeti üzerine Niksar Kalesi karşısında bir yere defnedilir.

Danişmend Gazinin şehid edilmesinden sonra Hıristiyanlar kaybettikleri yerleri tekrar alırlar. Danişmend Gazinin oğlu Melik Gazi Bağdat a giderek halifenin huzuruna çıkar. Babasının fethettiği yerleri Hıristiyanlardan tekrar alır. Niksar a babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırır. Melik Gazinin fetihlerini Anadolu Selçukluları hakimiyetine bağlayan destanda olaylar birbiri arkasına devam ettirilerek anlatılır.

Battalname nin bir devamı olarak kabul edilen bu eserde münacaatlar, Allah a sığınıp yardım dilekleri, Hızır aleyhisselamın görünüp yaraları iyileştirmesi, bazı Hıristiyanların rüyalarında Peygamber efendimizi görerek Müslüman olmaları, kimi Hıristiyan kızlarının mücahidlerle evlenmeleri gibi dini motifler yanında tarihi ve efsanevi unsurlar da çoktur. Eserin son bölümü bir sonsözden ibarettir. Yazar burada dünyanın faniliğinden bahsederken dini ve ahlaki nasihatler verir. Danişmendname de tarihi, masallaştıran ve pekçok vak a için yanında tarihe ışık tutan parçalar da vardır. Eserde gazalara kimlerin hangi sıra ile katıldıkları belirtilmekte, özellikle başı açık, yalın ayak harb eden dervişlerin küffar ile yapılacak gazaya yürüyüşleri hakkında bilgi verilmektedir.

Danişmendname nin kahramanı olan Melik Danişmend Gazi, Battal Gaziye benzeyen bir kişi olup, bilgili, dindar ve usta bir kumandandır. Bir kılıç darbesiyle, düşman askerinin başını ve vücudunu oturduğu atın eğer kayışına kadar ikiye böler. Muharebe esnasında attığı naralarla koca bir orduyu dağıtır.

Halk şairleri tarafından bu tür eserlerin nazmında çok kullanılan Mefailün mefailün faulün vezninde ve o devir halkının kolay anlayabileceği dille söylemiş ve yazılmış olan Danişmendname, tarihçiler için kaynak eserlerden sayılmıştır. Osmanlı tarihçileri devirlerinin tarih zevkine uygun buldukları bu eserden bir tarih kaynağı olarak faydalandılar. On beşinci yüzyılda yaşayan arif Ali yazdığı Danişmendliler tarihini anlatan Mirkat-ül-Cihad adlı eserinde Danişmendname den çok faydalandı. Anadolu da birçok yazması bulunan eserin bir nüshası da Paris Milli Kütüphanesindedir. İstanbul da Millet Kütüphanesi Ali Emiri Bölümü ile Belediye (İnkılap) Kütüphanesi Muallim Cevdet Bölümü nde birer nüshası daha vardır. Eser, 1960 senesinde batı dillerine tercüme edilerek La Geste de Melik Danişmend, Etude Critique Danişmendname adı altında yayınlandı. Eser üzerinde son ilmi çalışma İréne Melikof tarafından yapılmış ve La Geste Melik Danişmend Tome I, Edition Critique Tome II adı ile iki cilt halinde yayımlanmıştır.

Danişmend Gazi Destanı