Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Horoz Kahraman İle Vahşi Kediler

                      HOROZ KAHRAMAN İLE VAHŞİ KEDİLER

Anne tavuk akşamüstü civcivlerini topluyordu:

Gelin bakalım, gelin, civcivlerim benim. Koşun yanıma, gelin, toplanın şöyle. Aaaâ?¦Ama siz dört tanesiniz, beş tane olmanız lazımdı. Biriniz eksik. Kardeşiniz nerede, gören olmadı mı?
Ben görmedim.
Ben görmedim.
Ben de görmedim.
Ben gördüm.
Sen gördün mü? Nerede gördün, çabuk söyle?
Bir saat kadar önceydi. Kardeşim ilerdeki şu ağacın altında eşiniyordu. Sonra yanına bir kedi geldi. Kediyle kardeşim bir süre konuştular. Daha sonra kedi, kardeşimi sırtına bindirip götürdü.
Vah, vah!..Yazık oldu. Gitti kardeşiniz, gitti yavrumâ?¦
Civcivlerden biri sordu:
Gitti mi? Kardeşim nereye gitti?
Ah yavrum, kardeşiniz artık dönmeyecekâ?¦
Neden?
Çünkü kedi onu yer.
Yer mi?
Evet, yer.
Peki, ama niçin yesin?
Karnını doyurmak için. Kardeşiniz kediye göre taze bir av.
Kardeşim kurtarılamaz mı?
Belki. Tabi kedi kardeşini yemediyse.
Yememiş olamaz mı? Bakarsın kedinin pençesinden kurtulmuştur. Kaçmıştır. Şimdi sokaklarda tek başına dolaşıyordur. Yardım bekliyordur.
Çabuk civcivlerim gidiyoruz.
  Nereye?
Kardeşini aramaya.

Civciv, yememiş olamaz mı, demişti. Zaten kedi civcivi yemek için değil, bir düşüncesini gerçekleştirmek için götürmüştü. Kedi düşüncesini açıklamış ve civcive gelir misin demişti. Civciv korkusuzdu. Gelirim demişti. Kedinin düşüncesi neydi?

Bir civciv kediler arasında yaşar ve onlarla arkadaş olursa kedilerin civcivlere karşı olan düşmanlığı ortadan kalkar ve hiçbir kedi civciv yemez. Bu civciv öylesine güçlü bir iradeye sahip olmalıydı ki, pek çok kedinin diş bilemesine, üstüne gelmesine, hakaretlerine aldırmamalıydı. Ölümden korkmamalıydı. Bin kedi üstüne gelse, geri değil, ileri gitmeliydi. Kedi aylar süren araştırmadan sonra işte bu civcivi seçmişti. Seçim nasıl olmuştu: Kedi şehirde mahalleleri, sokakları gezmiş; tarlaları, bahçeleri didik didik aramış, fakat korkmayan bir civcive rastlayamamıştı. Kuyruğunu gösterdiği civciv kaçıyordu. Artık umudunu kesmişti. Bütün civcivler korkakmış diyordu. Bir gün evin birinin bahçesine girmişti. Ağacın yanı gölgelikti. Kıvrılıp yattı. Tam uyumak üzereydi ki, bir tavuk sesiyle irkildi. Tavuk; Kahraman diye sesleniyordu. Kahraman, buraya gelâ?¦Kedi kafasını uzatıp baktı. Tavuğun Kahraman dediği bir lokmacık civcivdi. Kedi gülümsedi. Hey gidi yalan dünya, diyerek sağ ön ayağını soluna doğru savurdu. Tavuk başka ad bulamamıştı da yavrusuna Kahraman adını koymuştu. Her yanı Kahraman olsa ne yazardı. En iyisi uyumak ve bu olayı unutmaktı.

Kedi uyudu ama ne kadar uyuduğunu hatırlamıyordu. Uyandığında gözleri kapalıydı. Tam olarak kendine gelmemişti. Hemen yanında çıtırtı, tıkırtı duydu. Önce bir gözünü sonra diğer gözünü açtı. Hayret!.. Burnunun dibinde bir civciv eşiniyordu. Gözlerine inanamadı. Kediliği tuttu, bu civcivi yemek istedi. Hızla dört ayağı üstünde doğrulup, sırtını kamburlaştırdı. Ustura gibi keskin dişlerini gösterip, tıslayacak ve civcivi tutacaktı. Kedi dişlerini gösterdi fakat tıslayamadı. Sadece yutkunabildi. Civcivin gözleri şimşek parçasıydı:

Ne o, rahatın mı bozuldu? Diye sordu civciv.
Kedi hırslıydı: Civcivin sorduğu soruyu duymamış gibi davrandı:
Ben civciv yemeye bayılırım. Pek severim civciv etini diyerek dişlerini gıcırdattı. An meselesiydi civcivin üstüne atılması.
Dikkat et, ben diğer civcivlere benzemem. Bayılırsan ayılamazsın. Hem beni yemen için, tutman gerek. Haydi, tutsana beni.
Kedi, yan dönerek savaş pozisyonu alan ve canını dişine takarak kendini savunacak olan civcive bakarak hayretten donakaldı. Farkında olmadan birkaç adım geriledi. Korkmamıştı da çekinmişti civcivden. Daha sonra kedi geriye dönerek oradan uzaklaştı.

Ertesi gün kedinin kafasına dank etti. O civciv yüzde doksan dokuz Kahraman dı. Kedi bir plan dâhilinde Kahraman la dostluk kurmayı denedi ve başarılı oldu da. Onunla konuşurken nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı. Dolana, yalana başvurmadı ve ilk fırsatta düşüncesini açıkladı. Kahraman hemen, gelirim, demişti.

Bunun üzerine kedi:
Bak Kahraman, iş ciddi. Ucunda ölüm de var. Bir değil, on kedi, yirmi kedi üstüne gelir. Üç-beş değil ki, vurasın, kırasın. Ben seni vuruşurken görmedim ama ilk tanıştığımız gün hatırlarsın neredeyse üstüne atılacaktım. Sen beni sözle sindirdin. İnan çekindim senden fakat sözlerinden çekindim yoksa beni korkutmadın. Şunu bil ki, senin sözlerinden çekinmeyecek, benden çok daha sert ve çok daha acımasız kediler var ve ben bunların adını duyunca titrerim. Senin buralarda gördüklerin şehir kedileri yani sokak kedileri. Benim anlatmak istediğim ormandan ve dağlardan gelen, çoğunlukla gece yarısından sonra şehirlere inen vahşi kediler. Bir sokak kedisi hiçbir zaman bir vahşi kediyle başa çıkamaz ve ben bir vahşi kedinin kendinden çok daha büyük iki köpekle mücadele ederek onları kaçırttığını gördüm. Vahşi kediler çoğunlukla yalnız gezerler ve geceleri şehirlerde sokak kedilerini yakalayıp öldürürler. Vahşi kediler sokak kedilerinin atalarının eski zamanlarda aralarından ayrılarak insanlara köle olmalarını içlerine sindiremediler. Bunları ön bilgi olsun diye anlattım. Şimdilik gündüzleri çalışacağız. Vahşi kedilerle karşılaşmayacaksın. Bakalım sokak kedilerine karşı ne yapacaksın?

Şu vahşi kedileri çok merak ettim. Sokak kedileriyle antrenman yapacağız desene.
Öyle. Vahşi kedilerle maça çıkarsın ama sen sokak kedileriyle de maç oluyormuş gibi sıkı dur. Onları küçümseme.
Onları küçümsemediğimi göreceksin. Sen hiç merak etme, kedi kardeş. Söylediklerini unutmayacağım.

Aradan üç gün geçmiş fakat anne tavuk ve civcivleri, Kahraman ı bulamamıştı. Sabah erkenden çıkıp gün boyu Kahraman ı arıyor, akşamüstü kümese dönüp, ertesi gün yine aramaya başlıyordu. Üçüncü günün akşamüstü kümese dönerken, anne tavuk:

Yer yarıldı da içine girdi sanki. Ara ara yok! Nereye gider bu civciv? Horoza sor, tavuğa sor, kurbağaya sor, kuşa sor. Kimsenin, Kahraman dan haberi yok. Kedi onu yedi desen, gören, duyan, bilen olur. Son günlerde hiçbir kedi civciv yememiş. Demek ki, Kahraman yaşıyor, ama nerede? Neden onu bulamadık? Kediden kurtulduysa neden kümese dönmüyor?

Civcivlerden biri atıldı:
Anne, sakın Kahraman, kediyi yemiş olmasın?
Anne tavuk civcivin sözünü duymazdan geldi. Zaten canı burnundaydı, bir de böyle şaka-şukalarla mı uğraşacaktı?

Bir diğer civciv:
Kahraman belki kanatlanıp uçmuştur. Başka şehre gidip bizi unutmuştur. Olamaz mı yani?
Deyince, anne tavuk hemen o anda kararını verdi. Kahraman ı aramaya yalnız başına çıkacaktı.

Aradan iki ay daha geçti. Tavuk bu sürede Kahraman ı aramaya devam etti. Diğer dört yavrusu kocaman birer piliç olmuştu ama tavuk, Kahraman ı bir civciv olarak bulmayı umuyordu.

Aradan iki ay geçti diye yazdım. Acaba Kahraman hala sağ mı, yaşıyor mu?
Şehirdeki kediler, bir kedinin civcivle arkadaşlığını yadırgamışlardı. Bu durum onlara ters gelmişti. Kedi, neden o civcivi yemiyordu? Aradan sıyrılan birkaç sokak kedisi, civcivi yemek için, girişim yapmış ve civcivin üstüne gitmişti ancak kedi önlerine çıkmıştı. Bu kedi Kahraman ı bu işe sokan kediydi. O da kendi çapında bir tür efeydi. Korku bir zamanlar ondan korkardı yani korkusuzdu. Demir gibi bileği, çelik gibi yüreği vardı. Birkaç yıl öncesine kadar şehrin kedilerinin başkanıydı. Adaletle hükmediyordu. Anneleri geceleri vahşi kediler tarafından öldürülen yavru kedileri himayesine alırdı. Aç kalmış, açıkta kalmış sokak kedilerine kendi yiyeceğini verdiği, hasta kedileri tedavi ettiği çok görülmüştü. Vahşi kedilerin bir leopar kadar iri başkanını bir gece aniden karşısında görünce olduğu yerde çakılıp kalmıştı. Vahşi kedilerin başkanı Nara, senin derini yüzerim. Defol git bu şehirdenâ?¦ Deyip, onu bir pençe vuruşuyla yere sermişti.

Şehir kedileri başkansız kalmıştı. Kedi terk edilmiş, eski evlerde uykusuz geceler geçiriyordu. Onun beyninin derinliklerinde o zamanlar kendisinin bile fark edemediği gerçek şuydu: Vahşi kedilerin başkanı Nara yı perişan etmek yani intikam. İntikamını almasına günden güne büyüyüp güçlenen Kahraman yardımcı olacaktı. Kahraman akıl almaz derecede güçlü bir iradeye sahipti. Laf kavgasında kesinlikle yenilmiyordu. Çok sert konuşuyor, karşısındakini eziyordu. Kızdığı zaman gözleri kıpkırmızı okuyordu. Kedi bunun nedenini bir türlü anlayamıyordu. Sormak aklına geliyordu ama sorsa Kahraman söyler miydi bilinmezdi. Kedi, Kahraman ı vahşi kedilerin karşısına çıkarmadan önce iki kere şehir kedileriyle baş başa bıraktı ve onun kedilerle vuruşmasını seyretti. Birincisinde, kabadayı geçinen bir kedinin saldırısını Kahraman kolaylıkla savuşturdu ve sol kanadıyla bir vuruşta yere serdi. İkincisinde, Kahraman üç güçlü kediyle kavgaya tutuştu ve onları da sol kanat vuruşlarıyla yere serdi. Kediye göre, Kahraman hazırdı ve vahşi kedilerin karşısına çıkabilirdi.

Haziran ayının sıcak gecelerinden birinde kedi, Kahraman la şehirde gezintiye çıkmıştı. Kahraman da Kahraman dı hani: O, geçen zamanla birlikte büyümüş, iri-yarı, dev gibi bir horoz olmuştu. Uzaklardan, kenar mahalleden miyavlamalar, feryatlar duyulmaya başladı. Tecrübeli kedi durumu tüm acılığıyla anladı:
Fırla Kahraman, vahşi kediler katliam yapıyor. İlerde yavru kedilerin barındığı eski bir ev vardı. Hepsini öldürüyorlar. Onları ancak sen kurtarabilirsin.
Kahraman ileri atılırken konuştu:
Ne biçim vahşi kediymiş bunlar ya. Ne istiyorlar yavru kedilerden?
Kedi koşuda Kahraman dan geri kalmıyordu. Bir o, bir öteki öne geçiyordu:
Onlar zevk için öldürürler.
Önce Kahraman eski eve daldı. Sesi gürdü Kahraman ın, bağırınca yer-gök inledi:
Bırakın yavru kedileri. Gücünüz yetiyorsa bana çıkın.
Gözlerini kan bürümüş yedi zalim vahşi kedinin başları Kahraman dan yana döndü. Vahşi kediler hiç vakit kaybetmeden kafaları koparılmış, parçalanmış yavru kedileri bırakarak Kahraman ın üstüne atıldılar. Kahraman, iki adım geri gitti. Bundan dolayı vahşi kediler yere yuvarlandılar. Karışıklıktan yaralanan Kahraman hücuma geçti. Güçlü kanatlarıyla vurarak, vahşi kedileri perişan etti. Vahşi kediler kaçarak canlarını kurtardılar.

Kahraman la kedi sokağa çıkarak yürümeye başladılar. Kedi, Kahraman a, vahşi kedilerin ormana gidince olanları başkan Nara ya anlatacaklarını ve Nara nın birkaç gün içinde şehre geleceğini, ayrıca aylar önce Nara nın, aniden önüne çıkarak bir vuruşta kendisini yere serdiğini, intikamını almasını söyledi.
Kahraman:
Gelsin bakalım Nara, kim en büyük belli olsun. Sana söz kedi kardeş, Nara benimle görüştükten sonra bu şehre bir daha adım atmaz.
Kedi:
Kahraman, çok dikkatli olman gerekir. Nara yı kedi sanma, onu bir leopar olarak düşün, zaten leopar kadar. Aniden önüne çıkıp sana vurmaya çalışacaktır. Tetikte ol.

Bir gece yarısı Kahraman, kediyle birlikte, karanlık sokaklarda dolaşıyordu. Evin birinin yanından dönerken, Nara karşılarına çıkıverdi. Arkasında yüzlerce vahşi kedi vardı. Kahraman, Nara nın savurduğu pençeden eğilerek zorlukla kurtuldu. Onunla yakın dövüşe girmenin ölümü kucaklamak demek olduğunu anladı. Gördüğü kadarıyla Nara ya vahşi kedi demek yanlıştı, ona leopar demek doğruydu. Kahraman geriye birkaç adım atarak Nara ya sırtını döndü ve kaçmaya başladı. Otuz metre kadar kaçtıktan sonra Nara nın nefesini ensesinde hissetti. Kahraman dönerek sağ kanadını Nara nın yüzüne patlattı. Hayatında ilk kez bir darbe yiyen Nara durdu. Canı yanmıştı:
Bana nasıl vurursun?
Gözleri hırstan kıpkırmızı olmuş Kahraman, Nara nın üstüne yürürken, konuştu:
Seni gömerim Nara. Palavrayı bırak. Önce sen vurmak istedin.
Nara şaşkındı ama aniden ileri atıldı. Kahraman la birbirlerine girdiler. Toz, dumana karıştı. Çevreye sürüyle seyirci geldi. Kediler, köpekler, kuşlar, horozlar ve bir tavukâ?¦Horozlar dört taneydi. Kahraman ın kardeşleri. Tavuk ise, annesi. Durumu soruşturunca kavga edenlerin kim olduğu belli oldu. Nara ile savaşan horoz Kahraman dı. Arada büyük güç farkı vardı. Kahraman ı Nara nın pençesinden kurtarmalıydı. Dört horoz kavgaya karıştı ve Nara daha ne oluyor diyemeden Kahraman ı olay yerinden uzaklaştırdılar.

Aradan günler, aylar, yıllar geçti.
Vahşi kediler ara sıra şehre iniyorlardı ama Nara bir daha şehre gelmedi. Hep dağda kaldı.
Kedi şehrin kedilerine tekrar başkan oldu ve vahşi kedilerden uzak durmak için, kedilere gece sokağa çıkmayı yasak etti.
Kahraman ise, annesi ve kardeşleriyle uzaklardaki bir çiftliğe giderek orada mutlu yaşadılar.

                                                          SON

Yazan: Serdar Yıldırım


Horoz Kahraman İle Vahşi Kediler

Anne Güvercin

Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Birden arkasında bir ses duydu: Vurma kuşları. Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper di: Ne istersin şu küçük yaratıklardan  bilmem  ki?  Ne zararı var onların  sana?  Bırak ötsünler, uçsunlar,  kanat çırpsınlar. Batur: Sarper  yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? Sarper: Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı.  Batur: Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma    dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek usul usul ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya doğru kaldırdı. İyice nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken aynı anda havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur az ötesinde yere düşen kuşu aldı. Kuş can çekişmekteydi. Hemen kuşun kafasını kopardı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper e  dönerek: Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tık kafa gitti. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Cız bız. Sonra deyme keyfime dedi.

Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper:  Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini hiçbir zaman kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Hem düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Fakat arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi.

Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: Aslında elinde sapanla bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Fakat biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu da benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, hepsi kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan sorar, öğrenirim. Neyse bırakayım  şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa.

Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire  4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu. Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra ağır ağır başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Ve onu gördüâ?¦tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu.

Batur, yine bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Tam yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak hemen ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden çok daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları birer tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi. Kuşun ilerdeki çalılıkların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana,  bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı şafak sökerken o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercinin annesiydi. Demek ki, anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta hiç kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Eğer kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı. Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi.

Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkân bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin daha sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa hemen ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti. Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte tekrar bu ağaçlığa geldi. Günler çok sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane minimini yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelebilecek tehlikelere karşı daima uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı.

Yazan: Serdar Yıldırım

Anne Güvercin

Düşmandan Dost Olmaz

Düşmandan Dost Olmaz

Akşam vakitleriydiâ?¦ Güneş yeni batmış ve akşamın karanlık örtüsü her yeri kaplamıştı. Gecenin cazip yönleriyle beraber vahşi yönleri de ortalığı kaplamıştı. Uluyan köpekler, öten baykuşlarâ?¦ Gündüzün aksine, her taraf tehlike kokuyordu.
Yemeğini yemiş halde aheste aheste yürüyen hamam böceği de, pür dikkat kesilmiş ve tehlikelere karşı bütün önlemini almaya çalışmıştı. Ancak duyargaçları ileride bekleyen örümceği ve ağını algılamamıştı. Bir anda kendini, örümceğin ağlarında bulmuş ve muazzam bir şekilde korkmuştu. Hele birde kendisine doğru yavaş yaklaşan örümceği görünce iyice afallamıştı. Çırpınıyor, ağlardan kurtulmaya çalışıyor; ancak çabalarının boşa olduğunu görüyordu. Örümcek konuşur:
-Boşuna debelenme, sen benim avımsınâ?¦
-Lütfen örümcek kardeş, benim bir tutam gövdem var, beni yiyip ne yapacaksın?
-Bu doğanın kanunudur böcek kardeş, karnımı başka nasıl doyurabilirim?
Bu lafları derken bile örümceğin ağzı sulanmış ve salyalarını akıta akıta yürümesini sürdürmüştü. Tam bu sırada yaklaşan akrep gözüne ilişir ve kısık bir sesle:
-Eyvah! Benim de sonum geldiâ?¦
Kısık bir sesle söylemişti, ancak hamam böceği olanları takip etmiş ve örümceği duymuştu. Ona bir öneride bulunup hayatını kurtarabileceğini düşünür ve konuşur:
-Örümcek kardeş, ben seni bu akrepten kurtarırım, ancak beni salman koşuluylaâ?¦
Başka çaresi olmadığını düşünen örümcek, hamam böceğini serbest bırakır. Hamam böceği iyice yaklaşmış olan akrebin üzerine yürür. Akrep onu sokmaya çalışır, ancak çok kalın olan zırhından iğnesini geçiremezâ?¦ Akrebi parça parça yiyen hamam böceği, örümceğin iştahının da kabarmasına neden olmuştur. Örümcek, bir taraftan yeme seansını seyreder, bir taraftanda ağzındaki salyaları silerek konuşur:
-Afiyet olsun böcek kardeşâ?¦
Yeme işlemi bittikten sonra örümcek konuşur:
-Gel sana bir sarılayım böcek kardeş, beni büyük bir tehlikeden kurtardınâ?¦
Gayet uzak durmaya çalışan hamam böceği konuşur:
-Biraz önce doğanın kanunlarından bahsediyordun, o zaman işleyen kanunlar şimdi işlemeyecek mi? Ben sana söz verdiğim için bu akrebi ortadan kaldırdım, yoksa senin için değil.
Uzaklaşırken konuşmasını sürdürür:
-Unutma ki: Domuzdan post, düşmandan dost olmaz.

Düşmandan Dost Olmaz

Kaplumbağa İle Tavşanın Yarışı

Kaplumbağa İle Tavşanın Yarışı

bir gün kaplumbağa ile tavşan konuşuyormuş birden tavşan kabaca demişki sen hiç hızlı koşamazsın ve ben seni hep geçerim kaplumbağa`da kaba sözüne bir karşılıkla hile yapacakmış 5 tane arkadaşını almış yarış ormanın etrafında 3 kere dönmek yarışa bütün hayvanlar davetliymiş 5 tane kablumbağa biri yarışın başında yarışa tavşanla konuşan başlamış ve tavşan kablumbağayı geçmiş çok ilerlemiş sonra 2. kaplumbağa tavşanın çok önündeymiş giderken tavşan 2. kaplumbağaya yetişmiş bir görünce kaplumbağayı çok şaşırmış ve demişki: ya bu bücür kaplumbağa beni nasıl geçmiş sonra yarışa devam etmiş 3 üncü kaplumbağada bir kulubenin arkasındaymış telefonlaşmışlar geliyor diye demiş 2. kaplumbağa
3. kaplumbağa yola çıkmış ve tavşan 3. kaplumbağayada yetişmiş çok şaşırmış onuda geçmiş gitmiş gitmiş gitmiş önüne 4. kaplumbağa cıkmış onuda geçmiş sonuncu kaplumbağa yarışın fnişh yerindeymiş ve tam 5. kaplumbağayı görmüş yarışı bitiriyormuş ve kaplumbağanın yarışı yendiğini görünce bidaha bilip bilmeden hiç konuşmayacakmış ve öbür gün tavşan erken kalkmış kaplumbağayı kaldırmış kaplumbağayla konuşmuşlar tavşan demişki:beni nasıl geçtin kaplumbağa kaplumbağa:tavşan kardeş sen bana okadar kötü söz söyledinya bende 5 tane arkadaş kaplumbağa buldum yarışa ben başladım sen beni geçince 2. kaplumbağa senin önündeydi onu geçince 3. kaplumbağa da ilerlemeye başlamıştı onuda geçtin sonra 4. kaplumbağa da yola çıkdı ve onu geçince 5. kaplumbağa`da yarışın bitişindeydi ve o da yola çıktı ve seni geçti sende böylece yarışı ben tekbaşıma yendim sandın ve buda sana ders olur inşallah bidaha başkalarına kötü söz söylemezsin inşallah söylersen sana bidaha oyun oynarım ama hiçde anlayamassın tamam mı? ama dur bidaha yapacağına söz verecekmisin tavşan sana havuç veririm demiş kaplumbağa tavşan: tamam söz verdim demiş öbür gün tavşan acaba bendemi ona bir oyun oynasammı acaba? hadi bakalım kaplumbağa bu sefer hilesiz oynuyacağız 2 kere döneceğiz ormanı tamam demiş kaplumbağa. öbür gün yarış başlamış kimse hile yapmıyor negüzel demiş tavşan kaplumbağayı geçmiş geçmiş ve içinden demişki: nası olsa tavşan bana yetişemez bir dinleneyim sonra tavşan uyuya kalmış 2 saat sürmüş uykusu ve kaplumbağa yarışı kazanmış ve öbür sabah kalmış tavşan sen yarışı nasıl kazandın demiş tavşana tavşan demişki:sen uyuya kalınca ben yarışı bitirdim demiş sonrada pişman uşn konolmuş ben nasıl uyuya kaldım keşke kalmasaydım demiş ve bidaha hiç bilip bilmeden konuşmayacak….

Kaplumbağa İle Tavşanın Yarışı

Gelen Arama Terimleri:

  • kaplumbağa tavşan piyes
  • tavşan ile kaplumbağa ile piyes
  • tavşan ile kaplumbağa piyes