link http://www.ugurtest.com/index.php?option=com_webanimasyon&catid=92&Itemid=86
ÖğretmenceÖğretmen Bloğu |
|
|
|
link http://www.ugurtest.com/index.php?option=com_webanimasyon&catid=92&Itemid=86
|
|
|

Hayvanlar âlemine verilmiş mühim hususiyetlerden birisi, bulunduğu çevrenin farkında olmalarıdır. Böylece bir hayvan hem kendi hemcinsleriyle haberleşir, hem de diğer hayvanlardan haberdâr olur; onlarla olan dostluk-düşmanlık, av-avcı gibi münasebetlerini ayarlar. Bizim ileri teknoloji ve elektronik bilgilerimizle kısmen yakalayabildiğimiz haberleşme ve karşı tarafa tesir etme gibi girift problemleri, Kudreti Sonsuz Yaratıcımız ın sonsuz ilmiyle çok çeşitli mekanizmalar kullanarak çözülmüştür. Akılsız, şuursuz ve ilim sahibi olmayan bir çok hayvan sırlarını henüz yeni yeni anlamaya başladığımız kimyevî bir dili kullanırlar.
Feromonlar, bir canlıdan salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliklerine yol açan, aralarında haberleşmeyi sağlayan koku benzeri, ama kokusuz kimyevî maddelerdir. Feromon kelimesinin sözlüklere girmesi 1950â?²lerden sonra olmuştur. Dişi bir kelebeğin (Lasioampa quercus) salgıladığı bir maddenin erkek kelebekleri çektiğini ve ortamda bulunan diğer kokuların bunu engelleyemediği ilk olarak 1800â?²lerin son yıllarında gözlenmişse de, ilk feromon 1956 yılında bulunmuştur.
Bu, yetişkin ipek böceklerine ait güçlü bir cinsî çekim feromonuydu. Bir Alman araştırma ekibi bunu izole edebilmek için 20 yıl çalıştı. Ekip, 500.000 dişi güvenin karnındaki bezleri aldıktan sonra ilginç bir madde buldu. Bu maddeden çok küçük bir miktar bile erkek güvelerin dişileri çekebilmek için hususî bir dans hareketine başlamaları için yeterliydi. Bu madde erkek güvelere yanıma gel mesajı iletiyordu ve kilometrelerce öteden bile tesirini gösteriyordu. Araştırmacılar, tek bir dişi güvenin, kesesindeki feromonun tamamını bırakması durumunda, çok kısa sürede bir milyar erkeği kendine çekebileceğini hesapladılar.
Bir dişi hayvanın, üreme zamanını erkek hayvanlara bildirerek onları yanına çağırmayı, karıncaların sosyal hayatlarını düzenlemeyi, kraliçe arı hariç bütün dişi arıların üremelerini engelleyerek onları işçi olarak çalıştırmayı sağlayan feromonlar, canlıların yaratılış gâyelerine uygun olarak görevlerini yapmalarında önemli roller üstlenmişlerdir.
Feromonlar son derece tesirli, kokusuz, uçucu maddeler oldukları için salgılandıktan sonra diğer canlılar bundan istemeden de olsa etkilenirler. Birşeyden çok şeyi farklı farklı hususîyetlerle yaratan Hikmeti Sonsuz Rabbimiz, feromonları da her türe has bir dizaynla yaratmıştır. Feromonlar genellikle şu şekilde sınıflandırılabilir:
Toplanma feromonları: Erkek ve dişileri bir araya toplanmaya çağırır. Göç etmeden önce toplanmayı ve gıdaların bulunduğu yerin keşfedildiğini haber vermede kullanılır.
Alarm ve ikaz feromonları: Yaklaşan bir tehlikeyi haber vermede kullanılır.
Yumurta bırakmayı engelleyici feromonlar: Aşırı nüfus artışını engellemek için dişi hayvanlar tarafından yayılır. Belli bir müddet sonra nüfusun çok fazla olduğu müthiş bir programla hesaplanarak, canlının üremesi durdurulur.
Mekân sahiplenme feromonları: Birçok memeli hayvan arasında bir hayat ve faaliyet sahasını belirlemede kullanılır.
Üreme feromonları: Üremek için karşı cinsi çeker. Bu feromonlar türlerin nesillerinin devamı için önemlidir.
Takip feromonları: Çeşitli maksatlar için yolları işaretler, karıncaların gıda bulması buna güzel bir örnektir.
Arılar, karıncalar gibi böcek türlerinde feromonlar, haberleşme vasıtası olarak sosyal hayatın düzenlenmesinde ve üremede çok önemli rol oynamaktadır. Daha yüksek organizasyonlu yaratılışa sahip hayvanlar iletişimde ses ve vücut hareketlerini kullansalar da feromonlar, çeşitli davranışların belirlenmesinde önemini korumaktadır.
Bir böcekte 9-10 g veya daha az miktarda feromon bulunur. Bugün 1.000â?²in üzerinde feromon çeşiti tespit edilmiştir. Bunlar başlıca böceklerde, aynı zamanda kabuklu eklembacaklılar, örümcekler, balıklar, kurbağalar, sürüngenler ve memelilerde bulunmuştur. Kuşlarda ise bulunamamıştır.
Mucizevî bir ürün olan balı ve harika mimarisi olan peteği ile Yaratıcımız ın kudretinin bir tercümanı olan arılarda; ana arı feromonları, çiftleşme feromonları, alarm feromonları, ayak içi feromonu gibi feromonlar başta olmak üzere otuzbir farklı feromonun mevcut olduğu tespit edilmiş olup, bunlardan sadece onüç tanesinin özellikleri bilinmektedir.
Ana arı feromonları işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesine mâni olarak onların düzen içerisinde çalışmasını sağlar. Üreme feromonları evlenme uçuşu sırasında erkek arıları etkiler, feromon yoğunluğunu takip eden erkek arılar ana arıya ulaşır ve onunla birleşirler.
Koloninin müdafaasıyla alâkalı bir işçi arı rahatsız edildiğinde veya yuvası için bir tehlike sezdiğinde, karın bölgesini kaldırarak iğne çemberini açar, iğnesini çıkarır ve bir damla zehir salgılar. Kanatlarını hızlı bir biçimde çırparak alarm feromonlarının yayılmasını sağlar. Böylece diğer arılar uyarılır ve tehlike kaynağı araştırılarak hücuma geçilir.
İkinci bir alarm feromonu olan 2-heptanon adlı bileşik, işçi arıların çene bezlerinde üretilir. Ana arılar, erkek arılar ve petekten yeni çıkmış genç işçi arılar, 2-heptanon üretemezler. Arıların 2-heptanonu niçin ve ne zaman kullandıkları henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, kovan içine giren yabancı ve yağmacı arıların 2- heptanon ile işaretlendiği, çiçekler üzerine sürülen 2- heptanonun arıların bu çiçeklere yaklaşmasını önlediği, arıların nektarı alınmış çiçekleri bu madde ile işaretleyerek diğer arıların uğramasını engelledikleri sanılmaktadır.
Nasanof feromonu, işçi arıların 7. karın halkası bölgesinde bulunan salgı bezlerinden salgılanır. Tarlacı işçi arılar çok zengin bir kaynak bulduklarında bu feromon ile kaynağın yerini işaretleyerek diğer arıların kaynağı kolayca bulmasını sağlar. İzci arıların bulduğu yeni yuva yerleri diğer arılar tarafından kolaylıkla bulunur.
Yüce Beyan da ifade edilen; Rabbin bal arısına; dağlarda ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin, sonra her çeşit ürün ye. Sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü diye öğrettiği İlâhî Ferman ın gereğini yerine getirmesi için, arının bu maddelere ihtiyacı olduğu ve bu iş için gerekli donanımla birlikte yaratıldığını görüyoruz.
Termitler de yuvada işlerin iyi gitmesi ve düşman istilâsında alarm verilmesi gibi işler için feromon salgılarlar. Kraliçe termit diğer dişilerin üremesini durdurmak ve cemiyetin birliği için diğerlerinin üremesini durdurucu feromon salgılar.
Ergin çöl çekirgesi erkeklerinin salgıladığı bir feromon, diğer cinsin tam olgunlaşmamış olan fertlerinin olgunlaşmasını, yani er ve yumurtalık bezlerinin birbirine denk gelecek şekilde olgunlaşmasını sağlar.
Bir erkek ve dişi kelebek birbirlerini fark ettikleri anda, karşılıklı haberler göndermeye başlar. Erkek kelebeğin gâyesi dişinin bir yere konmasını ve üreme için hazırlanmasını sağlayabilmektir. Bazı türlerde dişi, erkeğin yaklaşmasını onaylamak maksadıyla karın bölgesini kanatların arasından yukarı doğru kaldırır. İnsanların koku olarak idrâk edebildikleri bazı uyartılar kelebekler tarafından kimyevî kelimelerle yerine getirilir.
Memelilerde de feromonlar, çeşitli davranışların belirlenmesinde kullanılır. Dişilerden salgılanan feromonların erkekleri cezb ettiği, erkeklerden salgılanan feromonların ise üreme zamanının başlamasını ve yumurtlamayı düzenlediği bilinmektedir. Meselâ, erkek hayvanın bulunmadığı sürülerde dişi koyun ve keçilerin yumurta üretme zamanlarının bozulduğu belirlenmiştir.
Feromonların, memeliler içerisinde en çok kemirgenlerin davranışları üzerinde tesirli olduğu bilinmektedir. Dişi farelerin üreme zamanlarının erkek farelerin varlığı ile başladığı ve düzenlendiği hattâ eşinden başka erkek sıçanla yaşamaya başlayan dişi gebe sıçanların düşük yaptığı, bilinen bir gerçektir. Araştırmacılar dişi farelere, erkek farelerin idrarı koklattırıldığı zaman ergenliğe daha çabuk ulaştıklarını bulmuşlardır. Ayrıca, farelerde feromonların bilgi aktarmada bile rolü olduğu bilinmektedir.
Memelilerden tüysüz köstebek faresi yuvadaki diğer dişiler üzerine tesirli olan bir feromon salgılayarak onların cinsiyet gelişmelerini durdurur. Yeraltında yaşayan bu hayvan, futbol sahası büyüklüğünde bir alana galeriler açar. Kraliçe köstebek faresi 10 yıl süre ile 3 ayda bir yavrular. 80 köstebek faresi onun kontrolü altındadır.
İnsan feromonları
İnsan feromonları diğer canlılarda olduğu gibi karşı cinsi cezbeden hususî yaratılmış kimyevî maddelerdir. Aslında insanlar bunu hissetmezler. Feromonları algılamakla vazifeli vomeronazal organ, (VNO) burun tabanına yerleşmiş çift taraflı bir alıcıdır ve feromonları hissederek beynin hipotalamus kısmına nakleder. İnsanda, hâmilelik, annelik davranışları ve sosyal münasebetlerde tesirli olan bir sistemdir. Feromonların ay halinin düzeninde rolü olduğu, kadınlarda hissiyat değişiklikleri yaptığı, anne-bebek bağını artırdığı, eşler arasındaki yakınlaşmayı artırdığı gözlenmiştir.
İnsanlararası münasebetlerde ve davranışlarda, koku duyusunun belirleyici bir tesiri olduğu savunulurken, koku almayan hastalarda bu durumu açıklamada bir eksiklik göze çarpmaktadır. Son çalışmalarla VNO nun bu eksiği giderebileceği ve şuurlu olarak fark edilmese de hissî uyarıların davranışları etkileyebileceği ileri sürülmüştür. İnsanlararası feromonal tesirler, uzun yıllardan beri savunulmakta ve bunun cinsiyete has olduğu düşünülmektedir.
İnsanların feromonları, derinin çeşitli bölgelerinden (koltuk altı, kasık vs gibi) yayılmaktadır.
Birlikte çalışan kadınlar arasında görülen toplu âdet görme veya erkeklerle aynı ortamda çalışan kadınlarda görülen düzensiz âdet görme feromonal tesire örnek verilebilir. Bu konuda yapılan deneyler kadınlar arasında hormonal durumla ilgili bilgileri taşıyan kimyevî maddelerin geçişi olduğunu düşündürmektedir. Feromonal tesirlerin birbirlerinden hoşlanan, birbirleri ile iyi geçinen, ortak çalışma isteği içinde olan kişiler arasında daha güçlü olduğu da anlaşılmıştır.
Tespit edilmiş insan feromonları vomeroferinler steroidler gibi çeşitli moleküler yapıdadır.
Erkekler kadınlara nazaran daha yoğun miktarlarda androsteneidion salgılarlar. Kadınlar bu maddeye erkeklerden daha duyarlıdırlar.
Monti-Bloch un yaptığı bir çalışmada, Amerikan Psikoloji Topluluğu nun tanımladığı davranış şeklini değerlendiren 70 sorudan ibaret bir psikolojik test, vomeroferin yapısındaki androsteneidion uygulanmasından önce ve sonra kadınlarda yapılmıştır. Neticede bu vomeroferinin istatistikî olarak önemli ölçüde kadınlarda negatif davranışların azalmasına, rahatlamayı artırdığına, kendini iyi hissetmeyi sağladığına şahit olunmuştur.
Birçok memeli türünde VNO uyarısının; gebelik, ergenlik çağı gibi fizyolojik hâdiselerde tesirli, üreme ile âlâkalı hormonların salınımına sebep olduğu bilinmektedir. İnsanda da vomeroferinlerin LH (Lüteinizan hormon), FSH (Folikül stimüle edici hormon) ve testosteron salınımının seviyesini değiştirdiği deneyle gösterilmiştir.
< =`http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js` =text/>
Sentetik olarak üretilen bazı insan feromonlarının tesiri, bunları üreten firmalar tarafından mübalâğalı bir şekilde reklam edilse de, bu husustaki ilmî veriler çok kesin ve çarpıcı değildir. Ancak zamanla bu maddelerin tesir mekânizmalarının daha iyi anlaşılabileceğine, bilhassa eşler arasındaki ruhî uyum ve anlaşma ile bu maddeler arasında bir paralellik olup olmadığı üzerinde durulmasına gerek olduğu görülmekedir.
Büyük bir ihtimal ile ruhî değişimlerin zamanla vücudun kimyasını da değiştirdiği ve ailevî münasebetlerin işleyişine tesir ettiği de gösterilebilir. Belki de birbirlerini sevmeyen, kalbî ve ruhî uyumsuzluk içinde olan eşlerin ruhlarındaki sıkıntı ve çarpık duygular onların kimyasını bozarak feromonlarını değiştirmektedir. Böylece mânevî arızalar, maddî sahayı da bozarak bu mânâda başlayan bozulmayı daha da hissedilir kılmaktadır denilebilir. Ancak bu husus daha çok araştırmayı beklemektedir.
|
|
|

Algler, gerek yapısal olarak gerekse de dış görünüşleri bakımından oldukça farklı görünümdedirler. Yapısal olarak eukaryotik (gelişmiş hücre tipi) ve prokaryotik (basit yapılı hücre tipi) olmak üzere iki büyük gruba ayrılırlar. Buna göre Mavi-Yeşil algler göstermiş oldukları hücre organizasyonları bakımından prokaryot hücre özelliği taşımaktadırlar.
Belirgin bir hücre çekirdeğinin olmaması ve çok basit olan kromatofor yapısındaki pigmentlerin dağılımı ve prokaryotik hücre özellikleri bakımından diğer alglerden ayrılırlar. Dış görünümleri bakımından tek hücreli ve ipliksi formlardan karışık olarak gelişmiş bireylere kadar değişik biçimlerde gözlenebilmektedirler.
Ekolojik olarak algler, karlı alanlar, tamamen buzla kaplı alanlar da bulunabilirler. Fakat % 70â?²nin dağıldığı asıl yayılım alanı sulardır. Bu ortamlarda organik karbon bileşeklerinin major primer üreticisidirler. Mikroskobik fitoplankton formunda meydana gelebilirler. Makroskobik ve mikroskobik formların her ikisi de kara ve su hattı boyunca ve bu ortamların her ikisinde meydana gelir. Gövde ya da benzer işlevlere sahip yapıları ile derelerin alt kısımları ve sedimenlere, toprak partiküllerine ya da kayalara tutunurlar. Yukarıda da belirtildiği gibi buzla kaplı alanlarda bulundukları gibi 70 0C ya da daha yüksek sıcaklıktaki kaynak sularında da yaşayabilirler. Bazıları çok tuzlu su ortamlarında bile gelişebilirler. Göllerde ve denizlerde yüzeyden 100 m aşağıda ya da daha düşük ışık yoğunluğu ve yüksek basınç altında yaşayabilirler. Denizlerde yüzeyden 1 km aşağıda da yaşayabildikleri görülmüştür.
Algler su ortamında primer üretici canlılardır. Yapılarındaki pigmentleri sayesinde karbondioksit ve suyu ışığın etkisi ile karbonhidratlara çevirirler, böylece su ortamındaki besin değerinin ve çözünmüş oksijen oranının artmasını sağlarlar. Sonuçta kendi gelişimlerini sağlayarak besin zincirinin ilk halkasını oluştururlar. Bu şekilde üretime olan katkıları ve üst basamaktaki canlılarla olan ilişkileri açısından önem taşımaktadırlar. Alglerin üretimleri çevresel faktörlerle sınırlanmıştır. Bunlar ışık, sıcaklık ve besindir. Bu sınırlayıcı faktörler iyileştirilirse, üretim düzeyi artar. Üretim artışının belli bir düzeyi aşmasının doğal bir sonucu olarak da çevresel denge bozulur ve bu gelişeme eutrofikasyon adı verilir. Eutrofik bir ortamda besin madde girdisinin fazlalığından dolayı, (özellikle azotlu bileşikler ve fosfat gibi alglerin gelişimini arttıran bileşikler) alg ve bakteri faliyetleri ile bulanıklık artar ve ışığın suyun alt kısımlarına geçmesi engellenir. Oksijen dip kısımlarda sınırlayıcı bir özellik kazanır. Bu da bentik bölgede yaşayan canlılar için ölümle sonuçlanabilir.
İnsan faaliyetleri, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar son yıllarda ötrofikasyon direkt etkide bulunmaktadır. Bunun yanısıra atmosferden difüzyon ile suya karışan azot, yağmur sularının alıcı ortamlara taşıdığı besin maddeleri, drenaj yoluyla ortama taşınan maddeler kirlenme sürecini hızlandıran doğal gelişimlerdir.
Eutrofikasyonun sonuçlarından birisi de aşırı alg patlamalarının görülmesidir. Bunun anlamı, fitoplankton (alglerin serbest yüzen formları) populasyonlarının suyun rengini, kokusunu ve ekolojik dengesini bozacak yeterli yoğunluğa ulaşmasıdır. Bunun yanı sıra alglerin aşırı gelişmesi, sucul ortamdaki bir çok canlı için toksik etkilere neden olduğu için ölümler görülebilmektedir. Örneğin, Dinoflagellatlardan Gymnodinium ve Gonyanlax a ait türler aşırı çoğalma sonucu, hayvanların sinir sistemlerini etkileyen, yüksek oranda suda çözünebilen toksik madde üretirler. Diğer patlamalara ise Mavi-Yeşil alglerden Microcystis, Anabaena, Nostoc, Aphanizomenon, Gloeotrichia ve Oscillatoria, Chrysophyte den Prymnesium parvum neden olmaktadır.
Alglerin sınıflandırılmasında içerdikleri pigmentler, biyokimyasal özellikleri, depoladıkları maddeler ve kamçı gibi organellerinin yapıları ve hayat devreleri göz önüne alınır.
Eşeyli üremeleri, gametlerinin yapı ve biçimlerine göre üç tiptedir: morfolojik olarak aynı, fizyolojik olarak farklı gametlerin birleşmesi izogami olarak tanımlanır. Şekilleri aynı ancak büyüklükleri farklı gametlerin birleşmesine anizogami; küçük ve hareketli bir gamet (spermatozoid) ile büyük ve hareketsiz bir gametin (yumurta hücresi) birleşmesine ise oogami denir.
Divisio Chlorophyta (Yeşil Algler):
Tek hücreli, ipliksi, şeritsi ve elsi tallusa sahip alglerdir. Klorofil a ve b, karotin, lutein ve ksantofil içerirler. Asimilasyon ürünleri nişasta ve yağlardır. Çoğunlukla ototrof yaşamakla beraber, mantarlarla birlikte liken oluşturan türleri de vardır. Genellikle tatlı (% 90) bazıları da tuzlu sularda yaşarlar. Üremelerinde izo-, anizo- ve oogami görülür.
Scenedesmus, genellikle dörtlü ve sekizli koloniler oluşturan bir cinstir ve besin elde etmek için kültürü yapılan türleri vardır.
Volvox, bu bölümün en iyi tanınan örneklerindendir. Volvox koloni-sindeki bireyler birbirlerine plazma köprüleri ile bağlanmışlardır. Üreme ve asimile hücrelerinin ayrı kutuplarda yer alması, bu kolonideki bireyler arasındaki işbölümünü gösterdiği için dikkat çekicidir.
- Hareket halinde bir Volvox kolonisi -
Yeşil Alglerin Kavuşur Algler (Conjugatophyceae) sınıfında ise konjugasyon adı verilen özel bir üreme tipi görülür. Spirogyra cinsi bu sınıftadır ve üremesinde karşılıklı gelen iki hücreden birinin içeriğinin diğerine akması ile zigot oluşur. Zigot mayoz bölünme geçirerek yeni bir ipliği oluşturur.
Divisio Chrysophyta (Altın Sarısı Algler):
Tek hücreli ya da koloni oluşturan formları vardır. Klorofil a ve c, β karotin ve ksantofil içerirler. Asimilasyon ürünleri krizolaminarin ve vakuol içindeki yağlardır. Eşeyli ve eşeysiz ürerler. Bu bölümün en tanınmış sınıfı Bacillariophyceae (Diatomae) dir. Diatomae üyelerinin hücre çeperi iç içe geçmiş iki kapak şeklindedir. Kapaklarında amorf silis birikimi nedeni ile öldükten sonra bulundukları suyun dibinde diatome toprağı adı verilen katmanı oluştururlar. Bu toprak dinamitin ana maddesi olarak kullanıldığı gibi birçok sanayi dalında filtrasyon işleminde yararlanılır.
Uzun, iğne şeklindeki yapıların her biri Cylindrothecia (Silindir kabuklu anlamına geliyor) adı verilen bir diatom, ek olarak belirgin parmak şeklinde uzantılar birer siyanobakter (mavi-yeşil alg olarak adlandırılıyor yanlış bir şekilde), orta kısımlarda oval, hareketli silli (protist) canlılar görülmekte. Büyütme oranı yaklaşık 200.
Divisio. Phaeophyta (Kahverengi Algler):
Çoğunluğu tuzlu sularda yaşayan alglerdir. Çok küçük boyutlu disklerden tallusu 100 metre ya da daha fazla uzunlukta olabilen formlara kadar değişik şekillerde olabilirler vardır. Derin sularda gelişebi-lirler. Hücre çeperleri içte selüloz, dışta pektin içerir. Laminarin ve fukoidin gibi polisakkarit yapısındaki bileşikler asimilasyon ürünleri arasındadır. Tallusun parça-lanması ya da sürünücü organlar oluşturarak vejetatif üremelerinin yanında eşeysiz üremeleri iki kamçılı zoosporlarla gerçekleşir. Hayat devrelerinde sporofit ve gametofit döllerin birbirine morfolojik olarak benzeyip benzememesi gözönüne alınarak bu bölüm üç altsınıfta incelenir. Ectocarpus gibi izomorf döl almaşı gösteren kahverengi algler Izogeneratae; Laminaria gibi heteromorf döl almaşı gösterenler Heterogeneratae alt sınıfına dahil edilirler. Cyclosporae altsınıfında ise Fucus gibi sporofit neslin hakim olduğu algler bulunur.
Divisio. Rhodophyta (Kırmızı Algler):
Tallusları genellikle ipliksi yapıdadır. Kloroplastları bant veya yıldız şeklindedir. Klorofil ve karotenoidlerin yanında fikoeritrin ve fikosiyanin içerirler. Hücre çeperleri dışta pektin, içte selülozdur. Florideophycidae alt sınıfında hücre içerikleri plazmodezmler (plazma köprüleri) ile birbirine bağlanmıştır. Çok sayıda parazitik ve epifitik (başka bitkiler üzerinde yaşayan) türleri vardır.
Kırmızı ve Kahverengi Alglerden elde edilen ürünlerin oldukça büyük ekonomik önemi vardır. Alginat, agar agar, karragen gibi adlar taşıyan bu ürünler pastacılık-tan ilaç sanayiine, kozmetikten tekstil endüstrisine kadar çok geniş alanlarda kullanılmaktadır.
Ekonomik Değerleri:
Besin maddesi olarak: Çoğunluğu Phaeophyceae ve Phodophycea olan 100â?²den fazla tür içerdikleri protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin varlığından dolayı dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar tarafından besin kaynağı olarak kullanılırlar.
Agar: Kırmızı alglerin hücre duvarlarında bulunan, jelimsi bir özelliğe sahip olan bir polisakkarittir. Bazı algler ve bakterilerle ve birçok fungus un kültürü için laboratuarda hazırlanan farklı kültür ortamlarında temel olarak kullanılır. Ayrıca önceden hazırlanmış yiyeceklerin paketlenmesi, kabızlığın tedavisi, kozmetik, deri, tekstil ve kağıt endüstrilerinde kullanılmaktadır (Sharma, 1986).
Carrageenin: Kırmızı alglerin hücre duvarlarından elde edilen başka bir polisakkarittir. Bu madde mayalama, kozmatik, tekstil, boya, endüstrilerinde ve tıp alanında kan pıhtılayıcısı olarak kullanılmaktadır.
Alginatlar: Alginat türevleri ve alginik asit, kahverengi alglerin hücre duvarlarından extre edilen bir karbonhidrattır. Alginatlar kauçuk endüstrisi, boyalar, dondurma, plastik dondurucularda kullanılıyorlar. Ayrıca kanamaları durdurmak için alginik asit kullanılıyor.
Funori: Kırmızı alglerden elde edilir. Kağıt ve elbiseler için yapıştırıcı olarak kullanılır. Kimyasal olarak sülfat ester grubu n içermesi dışında agar-agar a benzemektedir.
Mineral Kaynağı Olarak: Bazı yosunlar demir, bakır, manganez, çinko bakımından zengin kaynaklardır.
Hayvan Yemi Olarak: Phaeophyceae, Rhodophyceae ve bazı yeşil algler besin kaynağı olarak bir çok hayvan yemi için kullanılır. Bunun yanısıra Protozoa, Crustacea ler, balıklar va diğer sucul canlıların en büyük besin kaynağı planktonik alglerdir.
Diatomite: Diatomite, diatomların hücre duvarı materyalidir. Diatom kabuklarının üst üste birikmesiyle geniş yüzey alanları oluştururlar. Diatomite ler, şeker rafinerisi ve bira sanayisi, ısı yalıtımı, temizleme sanayi, cam bardak fabrikaları nda kullanılırlar.
Gübre Olarak: Dünyanın birçok sahil yöresindeki yosunlar, fosfor, potasyum ve bazı iz elementlerin varlığından dolayı gübre olarak kullanılırlar.
Antibiyotikler: Chlorellin adındaki bir antibiyotik, yeşil alglereden olan Chlorella dan elde edilir. Ayrıca gram negatif ve gram pozitif bakterileri karşı efektif olan bazı antibakterial maddeler Ascophyllum nodosum, Rhodomela larix, Laminaria digitata, Pelvetia ve Polysiphonia nın bazı türlerinden elde edilmektedir. Bunların yanısıra kahverengi ve diğer alglerden elde edilen bir çok ilaç tıp alanında kullanılmaktadır.
Atıkların Arıtılmasında: Evsel ve endüstriyel kaynaklardan gelen atıklar, çözünmüş ya da askıdaki organik ve inorganik bileşikleri içerir. Bu atıkların temizlenme prosesleri oksijenli bir ortamda gerçekleşir ve bu oksijenlendirme bazı algler tarafından sağlanır. Ayrıca, temizlenmesi güç olan azot ve fosfor gibi bileşikler alglerin bulunduğu tanklara alınarak, algler tarafından besin kaynağı olarak kullanılmaları suretiyle ortamdan uzaklaştırılabilmektedirler.
|
|
|

Yerküremizin %71â?²ini vücudumuzun ise neredeyse dörtte üçünü oluşturan su, yaşamımız için çok gerekli gerekli. Çünkü su içmezsekâ?¦
Yerküremizin %71â?²ini vücudumuzun ise neredeyse dörtte üçünü oluşturan su, yaşamımız için çok gerekli gerekli. Çünkü su içmezsekâ?¦
Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız yağmur dualarını hatırlayalım.
Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.
Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur. İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise %85 i sudur.
Dünya oluşumundan önce de su vardı ve oluşum tamamlandıktan sonra da ilk hayat suda başladı.
Suyun hayatın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan bazı çalışmaların aslında bir şans eseri ortaya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?
İranlı hekim DR. FERİDUN Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri öğrenmiş. 1979 da İran devrimi patladığında Ben siyasi bir tutuklu olarak hapiste bulunuyordum.
Bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördüm. Beni görünce ızdıraplı bir sesle Ülserim beni öldürüyor diye seslendi. Onun için ne yaptın diye sordum. Üç adet Tagamet ve bir şişe dolusu antiasit aldım ama banamısın demedi diye cevap verdi. şeklinde vakayı özetleyen Dr. FERİDUN Batmanghelidj, 10 saatten beri bu şekilde ızdırap içinde sancı çeken hasta mahkuma gayri ihtiyarı müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirir.
Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir. Tabi ki ilaç olarak yalnızca su kullanarak.
2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunur ve lütfen ben bir müddet daha burada tutuklu kalmak istiyorum, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam der.
Böylece Batmanghelidj, bir müddet daha gönüllü hapis yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapiste iken keşfinin ilk duyursunu Iranian Medical Association da yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır. Bugün bütün dünyaya sesin duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur.
Dr. Batmanghelidj Hasta Değil Susuzsunuz kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.
Bunlar şunlardır.
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri şok emici su yastıkları na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.
Bir bardak suyun faydaları işte böyle.
Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı? (Enbiya, 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.