Öğretmence

Öğretmen Bloğu

Türk Milli Öğretmeni..!

Evet…Türk Milli Öğretmeni…
Nasıl eğitim anlayışımıza milli olma niteliğini kazandırdıysak, aynı şekilde bu milli eğitim işini icra eden öğretmenlerimiz de bu özelliği yani millileşmeyi başardı.!
Milli eğitim nedir?
Bir millete tek bir eğitim şeklini benimsetmek,ortak bir dil ve kültürle beraber tüm milletin aynı eğitim sisteminden geçirilmesi ve eşit şartlarda eğitim alması demektir. Literatürde bu yazıyor. Peki literatüre uygun bir Milli Eğitime sahip miyiz? Daha doğrusu amaçlar, hedefler doğrultusunda yazılmış bir tanım olduğu için amaca uygun bir Milli Eğitimimiz mevcut mu? Tartışılır bir soru olmakla beraber içlerden gelen sesler bunun böyle olmadığını maalesef kanıtlarcasına haykırıyor. HAYIR.
Madem Milli olarak tabir ettiğimiz eğitim sistemimiz yola koyulurken hedeflenen amaçlarına henüz tam manasıyla ulaşamamış, o zaman biz gözlük takarak Milli eğitim`e bir göz atalım. Daha sonra da Milli Öğretmen`e…
Milli Eğitim dünyanın gelmiş geçmiş bütün eğitim sistemlerini sırayla uygulamakla görevlidir. Ancak hiçbirini kendine uygun görmez. Milli Eğitim hangi siyasi düşünce ülkede hakimse onun ideolojisini yansıtmak zorundadır. Yoksa Milli Eğitim Bakanının koltuğu tehlikeye girer. Milli Eğitimin amacı anne babayı çocuklarının şamatasından günün önemli bir süresinde kurtarmakla yükümlüdür. Okuldan arta kalan zamanlarda bu görevi dersaneler üstlenir. Bu kısma siz de bir şeyler ekleyebilirsiniz…
Gelelim Milli Eğitimin Milli Öğretmenine…
Bizim öğretmenlerimizi dünyadaki diğer öğretmenlerden ayıran bazı özellikler bu konuda bize önemli kaynaktır. Milli Öğretmen için ilk amaç yaptıklarını (yapamadıklarını) kağıtlara dökmektir. Milli Öğretmen aslında Çocuk Avutucusu değilse görevini savsaklamakla suçludur. Milli Öğretmen pratik zekaya sahiptir.(eokul sistemindeki yöneltme yönergesinde öğrencilerin tek tek ele alınması gereken durumları için Milli Eğitim tarafından `hepsini seç` butonu konularak bu pratik zeka desteklenmiştir.)…Daha yazacak şey çok. Siz de yazın lütfen…
Bu saçmalıklar ne sayın hocam demeyin. İsterseniz de deyin. Ben de Milli Öğretmenim. Bu yazanları içtenlikle yazdığım bir özeleştiri olarak görün. Eğer siz de katılıyorsanız yazmaktan sakınmayın. Lütfen siz de bişeyler yazın. Belki haksızlık yapıyorumdur. Karşıt olanlar da yazsın. Döksün içini.
Biz dünyanın en kutsal mesleğini yapıyoruz. Önce büyüklerimiz sonra biz çocuklarımızın çocuklarımızın üzerimizdeki haklarının altında ezilmeyelim. Vicdanlarımızı yoklayalım ve Milli Eğitim olalım…Milli Öğretmen olalım.
Selametle…

Türk Milli Öğretmeni..!

Senin Ağacın Hangisi?

Celtic Astroloji doğanın ta kendisidir ve burçlar ağaçlara göre belirlenir. Yani doğduğunuz gün, hangi ağaçla ilgili olduğunuzu gösterir. Şimdi kendinizi arayın ve o ağaçla özdeşleşin ve onu koruyun…

Doğum Aralığı Ağaç cinsi
23 Aralık – 31 Aralık Elma Ağacı
01 Ocak -11 Ocak Köknar
12 Ocak – 24 Ocak Karaağaç
25 Ocak – 03 Şubat Selvi
04 Şubat – 08 Şubat Kavak
09 Şubat – 18 Şubat Sedir
19 Şubat – 28 Şubat Çam
01 Mart – 10 Mart Salkımsöğü
11 Mart – 20 Mart Ihlamur
21 Mart – 22 Mart Meşe
22 Mart – 31 Mart Fındık
01 Nisan – 10 Nisan Üvez
11 Nisan – 20 Nisan Akçaağaç
21 Nisan – 30 Nisan Ceviz
01 Mayıs – 14 Mayıs Kavak
15 Mayıs – 24 Mayıs Kestane
25 Mayıs – 03 Haziran Dişbudak
04 Haziran – 13 Haziran Gürgen
14 Haziran – 23 Haziran İncir
24 Haziran – 25 Haziran Huş
25 Haziran – 04 Temmuz Elma Ağacı
05 Temmuz -14 Temmuz Çam
15 Temmuz – 25 Temmuz Karaağaç
26 Temmuz – 04 Ağustos Selvi
04 Ağustos -13 Ağustos Kavak
14 Ağustos – 23 Ağustos Sedir
24 Ağustos – 02 Eylül Çam
03 Eylül – 12 Eylül Salkımsöğüt
13 Eylül – 22 Eylül Ihlamur
23 Eylül – 24 Eylül Zeytin
24 Eylül – 03 Ekim Fındık
04 Ekim – 13 Ekim Üvez
14 Ekim – 23 Ekim Akçaağaç
24 Ekim – 11 Kasım Ceviz
12 Kasım – 21 Kasım Kestane
22 Kasım – 01 Aralık Dişbudak
02 Aralık – 11 Aralık Gürgen
12 Aralık – 21 Aralık İncir
22 Aralık – 23 Aralık Kayın

VE AÇIKLAMALARI ;

ELMA: (AŞK) Cazibeli, Fiziksel olarak dikkat çekici ve etkileyici. Hoş bir auraya sahip. Flötrçü ve maceraperest ama hassas ve her zaman aşık bir tip. Sevmeye ve Sevilmeye meraklı. Sadık ve hassas bir eş. Cömert. Bilimsel
konulara yeteneği var. Bugün için yaşar. Hayal gücü yüksek.

DİŞBUDAK : (HIRS) Farklı bir çekiciliğe sahip, hayat dolu, talepkar, düşüncesizce hareket eden ve eleştirilere kulak asmayan biri. Hırslı, akıllı, yetenekli, kaderine hükmetmeyi seven, egoist olmaya elverişlidir. Ama ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hükmedebilir. İlişkileri çok ciddiye alır ve sadıktır.

KAYIN : (YARATICILIK) İyi bir zevki vardır. Görünüşe ve kendi görüntüsüne önem verir. Materyalist sayılır. Hayatı ve kariyeri için çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Makul bir tiptir. Diyet ve sporla fiziğine dikkat eder.

HUŞ : (ESİNLENME) Hayat dolu, ekliyeyici, elegan, arkadaş canlısı, gösterişten uzak, mütevazi, aşırılıktan hoşlanmayan, kaba şeylerden nefret eden biridir. Doğal ve sakin bir yaşamı tercih eder. Fazla tutkulu değildir. Hayal gücü yüksek ve az hırslıdır. Sakin ve uygun ortamlar yaratır.

SEDİR( GÜVEN) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven, sağlığına dikkat eden, kendine güvenen, başkalarına da biraz yukarıdan bakan biridir. Kararlı, Sabırsız ve Başkalarını etkilemeyi sever. İyimser ve beceriklidir. Tek ve gerçek aşkını bekler. Çabuk karar verir.

KESTANE : (DÜRÜSTLÜK) Alışılmadık bir güzelliği vardır ve insanları etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neşelidir. Doğuştan diplomattır. Çok kolay huzursuzluğa kapılır ama her türlü ilişkisinde hassasdır. Bazen olağandışı davranır. Sevgili bulmakta güçlük çeker.

SELVİ : (SADAKAT) Güçlü, fiziksel olarak kaslı, her ortama uyabilen, hayatla fazla uğraşmayan, hoşnut, iyimser, paraya meraklıdır.Yalnızlıktan nefret eder. Kolay kolay tatmin edilemeyecek kadar tutkuludur. Ama sadıktır. Modu çabuk değişir. Kurallara boyun eğmez. Biraz da ukala ve ilgisizdir.

KARAAĞAÇ : (ASİL) Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat eden, taleplerinde aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisinin altta olmayı sevmeyen biridir. Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever. Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır.

İNCİR : (HASSASİYET) Çok güçlü, bağımsız, tartışmalara ve zıtlıklara fazla izin vermeyen, aile hayatına düşkün, iyi bir baba ve hayvanseverdir. Sosoyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylaklığı ve tembelliği de sever. Bencilliği vardır. Akıllı ve pratiktir.

KÖKNAR : (GİZEM) Sıradışı bir zevki vardır. Sofistike ve kadirsinaştır. Güzel olan her şeyi sever. Dikbaşlı, çabuk mod değiştiren, bencil olmasına rağmen kendisine yakın olanlarla ilgilenen biridir. Çok mütevazi olduğu söylenemez. Hırslıdır ve memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Çok arkadaşı vardır ve ona çok güvenebilirsiniz.

FINDIK : (OLAĞANÜSTÜ) Çekici, anlayışlı, insanları nasıl etkileyeceğini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve girişken hatta dövüşken biridir. Popülerdir. Psikolojik durumu çabuk değişir. Kaprisli bir aşıktır. Ama dürüst ve eşine toleranslı davranır. Kusursuz bir yargı yeteneği vardır.

GÜRGEN : (ZEVK SAHİBİ) Dış görüntüsüne ve bakımlı olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Başkalarını kendinden fazla düşünür. Hayatı mümkün olduğunca kolay bir hale getirmeye çalışır. Disiplinli bir hayat için kılavuzluk eder. İlişkilerinde kibardır. Farklı sevgililer bulmak ister. Duygularıyla ilgili olarak mutluluğu yakalaması kolay olmaz. Çoğunlukla da başkalarına güvenmez ve kararlarından asla emin olmaz.

IHLAMUR : (ŞÜPHE) Hayatın ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve tartışmadan nefret eder. Çalışkandır. Tembelliği ve bencilliği hiç sevmez. Streslidir. Yumuşak huylu ve merhametlidir. Arkadaşları için çekinmeden fedakarlık yapar. Becerikli olmasına rağmen bunları değerlendirmesini bilmez. Mızmızdır, kıskanç ama vefalıdır.

AKÇAAĞAÇ : (ÖZGÜR ZEKA) Hayal gücü ve orjinallikle dolu hiç de sıradan olmayan biridir. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen, yeni deneyimlere aç biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapısı vardır. Hafızası kuvvetlidir. Çok kolay öğrenir. Aşk hayatı biraz karmaşıktır. Başkalarını etkilemeyi sever.

MEŞE : (CESARET) Sağlam yaradışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu çok yoktur. İşini şansa bırakmayı sevmez. Ayaklarını yere sağlam basmak ister. Hareketlidir.

ZEYTİN : (ERDEM) Makul biridir. Güneşi ve sıcak havaları sever. Kibar duyguları vardır. Öfke ve şiddetten kaçınır. Sakin ve toleranslıdır. Adalet duygusu gelişmiştir. Hassas kıskançlıktan uzak bir yapısı vardır. Okumayı ve sofistike insanlarla muhatap olmayı sever.

ÇAM : (TİTİZ) Uyumlu ilişkileri sever. Dinç ve güçlüdür. Nasıl rahat edebileceğini bilir. Doğal ve hareketli biridir. İyi bir partnerdir. Çok arkadaş delisi değildir. Çabuk aşık olur ama ateşi çabuk söner. Herşeyden kolay vazgeçebilir.
İdeali bulana kadar her şey geçicidir. Güvenilir ve pratiktir.

KAVAK : (TATMİNSİZ ) Arkasının güçlü olmasını ve sıkı insanlarla muhatap olmasını sever. Çok seçicidir. Artistik bir doğası vardır. Kin tutar. İyi bir organizatördür. Felsefik takılmayı sever. Ama her durumda ona güvenilebilen biridir. İlişkilerini de çok önemser.

ÜVEZ : (HASSASİYET ) Dikkat çekici, neşe verici, bencillikten uzak, dikkat çekmeyi seven biridir. Hayata bağlıdır. Yerine ve duruma göre hem bağımlı hem de bağımsız olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas, tutkulu ve artistik özellikleri vardır. İyi bir eş olur ama çok zor affeder.

CEVİZ : (TUTKU) Garip ve zıtlıklarla dolu biridir. Egoist ve agresiftir. Beklenmedik tepkiler gösterir. Asil bir ruhu vardır. Spontandır. Çok hırslıdır ve hiç esnekliği yoktur. Zor ve alışılmışın dışında bir eştir. Çok zor beğenir. Çok kıskanç ve tutkuludur. Sadece takdir eder. Uyum göstermek için fazla fedakarlık etmekten de hoşlanmaz. İlginç stratejiler üretmeyi sever.

SALKIMSÖĞÜT : (MELANKOLİ) Güzel ve çok melankoliktir. Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyahat etmeyi sever. Hayalperesttir. Kaprisli ama dürüsttür. Başkalarının duygularına önem verir. Çabuk etki altında kalır ama beraber yasanması zor biridir. Talepkardır. Sezgileri de kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir atabileceği birini bulabilir.

Senin Ağacın Hangisi?

Sanal Romantizm

Sanal Romantizm :)

http://rapidshare.com/files/236400556/Piano_F_Tr.pps.html

Sanal Romantizm

Bükçe (Kadın Dili)

BÜKÇE= KADIN DİLİ

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, `Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.` dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.

Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.

-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.

Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe`yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna `kadın dili` de diyebilirsin.

Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe`yi öğrenmeli.

İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını `Bükçe` koydum.

-`Bükçe zor bir dil mi baba?` diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca `seni seviyorum` diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca `seni seviyorum` un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. `Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?` diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan`la böyle sorunlar yaşıyoruz. `Niye düşünmedin?` diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe`yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe`de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana `Bugün bir elbise aldım.` diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani.

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, `Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.` demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen `seni sevmiyorum.` de. İki durumda da `seni sevmiyorum` demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba `seni sevmiyorum` demekle `kısa anlat` demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe`de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana `Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.` dedi. Ben de `Böyle de iyisin.` dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. `;Neyin var?` diye sordum. `Hiçbir şeyim yok.` dedi. Sence nerede hata yaptım?

-`Böyle de iyisin` derken o `de` ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. `Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.`

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün `Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.` deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup `Ağır mıyım?` derse sakın ;Evet, biraz` falan deme `Hayır` de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için `Biraz cimri.` demiştim. Hala `Sen benim annemi sevmezsin.` der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama `Sen şunu mu demek istiyorsun?` diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde `Niye bana iğne batırıyorsun?` Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. `Akşama tok mu geleceksin?` diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. `Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum` demek istiyor. Anladım ama tabi `Ne demek istiyorsun?` demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan `Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim` demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. `Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?`dedim. `Tamam.` dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe`de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, `Neyin var?` diye. `Hiçbir şeyim yok.` diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe`de `Hiçbir şey yok.` demek `;Çok şey var, benimle ilgilen.` demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler `Bir şey yok.` diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; `Şu anda konuşacak bir şey yok.` diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için `Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.` demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da `Kadınların `Peki.` demesi tehlikelidir` demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir `peki`, `olur`, `tamam` her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe`de `Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.` demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında `Peki canım, olur hayatım` gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana `Ne zamandır dışarı çıkmadık.` derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. `Daha geçenlerde gezmeye gittik.` gibi bir savunmaya girme. `Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.` de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın `Üşüdüm.` diyorsa, `Üstünü kalın giy.` demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe`yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük `Fark etmez.`dir. `Fark etmez`i kadınlar `Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.` diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-`Seni seviyorum.` herhalde.

-Evet, kadınlar `Seni seviyorum.` sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler `;Söylemiştim, zaten biliyor.` diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe`yi anlamaya başladım. Canan aradı. `Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?` dedi. Tam `Fark etmez, sen seç.` diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi `Ev de perde de umurumda değil.` gibi anlayacağı aklıma geldi. `Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.` dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe`yi öğretmeseydin h ali mi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

Sema Maraşlı`nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından…

Bükçe (Kadın Dili)